Amerika'nın politikaları

ABD'nin Irak'a müdahalesinin, dünya hukukunda ciddi bir rahne açtığı kanısındayım ve bunu -yeni olaylar ortaya çıktıkça- sık sık yazmak gereğini duyuyorum.

ABD'nin Irak'a müdahalesinin, dünya hukukunda ciddi bir rahne açtığı kanısındayım ve bunu -yeni olaylar ortaya çıktıkça- sık sık yazmak gereğini duyuyorum. Ama son birkaç ayın olayı olan bu müdahale öncesinde, George W. Bush yönetiminin 11 Eylül sonrası boyunca takındığı tavırdan son derece tedirginim. Şöyle bir düşününce, bu tavra şaşmak için fazla bir neden olmadığını görebiliyorum. George W. Bush gibi birinin bu koşullarda tam da böyle davranacağı, daha seçim kampanyasından da, Teksas'ta valilik yapma üslubundan da, zaten belliydi.
Bush, baştan belli olan bu karakteriyle gerçi Amerikan toplumunun çoğunluğunun oyunu alamadı, ama şöyle ya da böyle başkan olmasını sağlayacak kadar oy aldı ki bu zaten başlı başına vahim bir durumdu (Bush'tan çok ABD açısından). Ancak ben gene de Bush'un kendisini Amerika'dan ve Amerika'nın çeşitli kurumlarından ayrı ele almak gereğini duyuyorum. Bush'a karşı olmak, bence, gerekli. Ama bu, ilke olarak Amerika'ya karşı olak anlamına gelmiyor ve gelmemeli. Başkanı kim olursa olsun, ABD'nin uluslararası platformda üstlendiği rollerde ve sergilediği davranışlarda eleştirecek pek çok şey bulunur. Ama bu ülkede, bütün dünya ile daha uyumlu bir üslupla bir arada yaşamaktan içtenlikle yana siyasi güçler ve tabii önemli bir entelektüel birikim vardır. Eleştirirken bunu da unutmamak gerekir.
ABD ile bir toplumda hangi gücün neyi nereye kadar belirleyeceğinin sınırları, hem somut kurallar, hem de elle tutulmaz olsa da belki daha etkili teamüller tarafından çizilmiştir. Şu ana kadar görünüşe bakılırsa, Bush, Cheney ve Wolfowitz gibi küçük bir grup içinde politika oluşturuyor, politika uyguluyor. Koskoca bir 'State Deparment'a bütünüyle kendi görüşünü ve kendi iradesini empoze etmesi imkânsız. Her yerde olduğu gibi orada da bir tür tahribata yol açabilir, hatta şimdiye kadar açmıştır; ama bunun da sınırı vardır.
Bush'un ve mesai arkadaşlarının Saddam Hüseyin ve Irak karşısında benimsedikleri hatt-ı harekâtın, normal olarak bir başkana tanınan bireysel iniyisatif çerçevesinde biçimlendiğini düşünüyorum. Bunun temelleri elbette vardı. Ama olayın şu şekilde başlamış ve devam ediyor olmasında, George Bush'un kişisel inisiyatifi ve kararları birinci derecede etkili oldu.
Kuzey Irak'ta ve daha özgül bir biçimde söylenecek olursa Kürtlere karşı alınan tavırlarda, Bush'un aynı şekilde 'kişisel' diye tanımlayabileceğimiz bir payı olduğunu sanmıyorum. Bu, tahminime göre Amerikan Dışişleri'nde, hem de epey uzun zamandır üzerinde çalışılan planların sonucu olmalı. Daha önce de çeşitli kereler yazmıştım: ABD gibi bir ülkede, uluslararası bir konu veya sorunla ilgili, tek bir plan olmaz. Gelişmelere göre ve tabii çok zaman değişken olabilen uzun vadeli hedeflere göre, aralarından tercih yapılacak birden fazla opsiyon bulunmasına dikkat edilir. Örneğin, bu yakınlara kadar, bu konuda Türkiye'nin tavrı, ABD'nin Kürt konusuna bakışını oldukça önemli ölçüde etkiliyordu. Yani Amerika, bu tavrı benimsemese ve doğru bulmasa da, önemli müttefikinin kesin kararı bu doğrultuda biçimlendiği için, kendi çizgisini buna göre tadil ediyordu.
Şu anda yeniden Türkiye'nin müdahalede yer alması ve bunun için Meclis'e yeniden tezkere gelmesi tartışılıyor. Türkiye'de bunu savunanlar, böyle yapılması durumunda, Amerika'nın Kürt politikasının Türkiye'nin istediği çizgiye (geri) getirileceğine inandıkları için mi Türkiye'nin Irak'a asker göndermesini istiyorlar, bilmiyorum. Böyleyse, şu aşamadan sonra bunun gerçekleşebileceğini doğrusu pek fazla aklım kesmiyor. Orada bugüne kadar belirleyici denebilecek birtakım adımların atıldığını ve bunun geri dönüşünün kolay kolay olamayacağını sanıyorum.