Annan

Hatırladığım kadarıyla bundan yaklaşık 10 yıl önce İstanbul'da yapılan Habitat toplantısında resmi (politik) toplumun sözcüleriyle sivil toplumun temsilcileri ilk kez bir araya gelmişti.

Hatırladığım kadarıyla bundan yaklaşık 10 yıl önce İstanbul'da yapılan Habitat toplantısında resmi (politik) toplumun sözcüleriyle sivil toplumun temsilcileri ilk kez bir araya gelmişti. Birleşmiş Milletler'in bazı toplantılarında, Varşova'da başlatılan demokratik ülkeler ittifakında böyle şeyler olur, ama genellikle iki kategorinin insanları bir araya gelmez, onların ve bunların oturumları paralel yürür.
Ancak, 90'lardan bu yana, bu iki paralel çizgi arasında daha çok kesişme olması için harcanan çabalarda bir artış gözlemleniyor. Bu tabii politik toplumun sivil topluma daha çok kulak vermesini ve yapacağı işleri buradan gelen sesi bilerek yapmasını sağlamak için böyle. 'Yönetim' diye bildiğimiz o eski ve klasik etkinliği 'yönetişim' dediğimiz ve ne olması gerektiğini hâlâ çok iyi bilmediğimiz yeni etkinliğe dönüştürmek üzere.
Madrid toplantısında gene iki taraftan gelen kişiler vardı. Başta Cardoso, Solana, Kim Campbell gibi bütün işin içinde olan eski ve yeni siyasetçilerin yanı sıra, kapanış oturumu için de çok sayıda, şu anda görev başında olan siyasetçiler, uluslararası kurumlarda çalışan kişiler çağrılmıştı.
Bu, ilginç bir durum, aslında. Fiilen siyasetin içinde bulunan, dolayısıyla onu biçimlendiren insanların böyle bir toplantıya gelmiş olması, burada dile getirilen duygu ve düşüncelere bir dayanışma göstermesi, sonuç olarak, iyi bir şey, elbette. Öte yandan, danışmanlarının kimseleri kırmamak üzere özenle yazdığı, yani herkesçe tartışmasız kabul edilecek birtakım basmakalıp lafları birbiri ardınca çıkıp orada okuyan bunca 'devlet adamı' görünce, bundan ne kadar mutlu olacağınızı da bilemiyorsunuz. Anlatmaya çalıştığım rutinin gerekleri içinde, danışmanlar birbirinin başkanlarının söylemesi için ne yazdığını bilmiyorlar; ama iş sivrilikten kaçınmayı gerektiği için söylenecekler zaten sınırlı. Dolayısıyla herkes birbirini tekrarlıyor. Çok iyi aşina olduğumuz o 'nutuk atma' edalarıyla, bir yığın adamın mikrofon başına çıkıp "Geçen yıl bugün 192 Madridli hayatını kaybetti..." demesi karşısında, 'Acaba şu politik toplumla sivil toplumun mekânlarını hep ayrı mı tutsak?' düşüncesi geliyor, doğrusu, yanlış bir düşünce olsa da.
Bence Madrid toplantısında bütün dünyaları sahiden birleştiren ve iyi birleştiren kişi Kofi Annan oldu.
İlk kez görüyorum -tabii uzaktan. Sakin, bağırmadan çağırmadan konuşuyor. Bu, bana göre, söyleyecek bir sözü olduğuna inanan kişinin tavrıdır. Öte yandan, bu sakin tavrında, Madrid'de, New York'ta, İstanbul'da, Endonezya'da ve bütün bu yerlerde öldürülen insanlardan bize kalan insani acıyı çok yakından duyan bir insanın ses tınısını duyuyorsunuz.
Söyledikleri, bu toplantıda başka birçok kimsenin söylemiş olduklarından o kadar farklı değil. Ama zaten çok farklı olamaz, çünkü dünyayı yeniden keşfedecek değiliz. Ekonomik ve sosyal adaletin olmadığı, 'biz' ve 'ötekiler' ayrımının durmadan kışkırtıldığı ve türlü türlü yoksunluğun kol gezdiği bir dünyada, terörizmle mücadelenin çok başarılı olmasını bekleyemeyiz. Sonunda söylenen ve söylenmesi gereken bu.
Bu, dediğim gibi, Madrid'de konuşanların söylediklerinden farklı değildi. Ama şu günlerde dünyaya anlattığım bu biçimi vermek üzere harıl harıl çalışan Bush ve ekibinin söylediklerinden farklıydı. Önemli olan bu.
Ve Annan yalnızca kişi olarak değil, sözcüsü olduğu kurumla birlikte, kenara itilmiş durumda. Ama insanca söylem uzun süreli bastırılamaz. Nitekim, işte, geliyor gene.