Araştırma!

Türkiye'de eğitim ve öğretim sisteminde var olan bütün sorunları ve eksikleri açıklayacak tek bir 'kavram' bulunur mu diye sorarsanız, evet, bulunur: ezber yöntemi.

Türkiye'de eğitim ve öğretim sisteminde var olan bütün sorunları ve eksikleri açıklayacak tek bir 'kavram' bulunur mu diye sorarsanız, evet, bulunur: ezber yöntemi.
Konuyla uzaktan yakından ilgisi olan herkes de bunun böyle olduğunu teslim edecektir. Herkesin bildiği bir şey bu. Ama belki de sorunun çapı, büyüklüğü nedeniyle, karşısında elimiz kolumuz bağlı duruyoruz. Bunu yok etmek üzere hiçbir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz.
Çünkü, sanırım, çok şey buna bağlı. Hani, şu imkânsız oyunlar vardır: üst üste yığılı kibrit çöpleri ya da bardaklar ya da her neyse. 'İçlerinden birini, ötekileri yerinden kımıldatmadan, çekip al' derler. Bizim eğitim sisteminden de 'ezber'i çekip çıkarmaya kalkışırsanız, geri kalan bütün bardakların şangır şungur devrilip tuzla buz olması ihtimalini göze almış olmanız gerekiyor. Bunu göze almak kolay bir şey değil. Hele, bir alanla ilgili toplam zevatın, birinin gelip yanlış yapmasını beklediği, bize özgü bir ortamda. Dolayısıyla herkes bu kahramanlığı başkalarına bırakıp zevahiri kurtarmaya bakıyor. Bunun adı 'idareimaslahat' ve ne olduğunu, nasıl yapıldığını çok iyi bildiğimiz bir şey.
Bunun nereden kaynaklandığı, niçin böyle olduğu konularına şimdilik girmeden önce bir örnek vereyim. Yıllar önce, yanılmıyorsam 60'larda, ilkokullarda 'araştırma alışkanlığı' kazandıracak bir uygulama başlatıldı. Sistemin içinde olmadığım için ayrıntılarda olgusal yanlışlarım olabilir, ama bir sürecin özünü anlatmaya çalışıyorum. Eskiden ilkokullar için yayımlanan 'Hayat Bilgisi' kitapçıkları bu gibi alanlarda tek kaynaktı.
'Mahalle'nin ne olduğunu, 'kaymakam'ın ne iş yaptığını, 'yurttaş' olmanın 'ödev'lerini oradan ezberlerdik. Yeni uygulama, kaynakları çoğaltarak, öğrencinin bu gibi konuları birkaç ayrı yerde 'araştırması'nı amaçlıyordu.
Türkiye'yi yıllarca kasıp kavuran 'ansiklopedi furyası' da böyle başladı. Yığınla çocuk ansiklopedisi, yardımcı kitap vb. yayımlandı. Çocuklarına yardımcı olmak isteyen ama bunu nasıl yapacağını pek iyi bilmeyen aileler de bu yönteme bayıldılar. Ansiklopedileri 'satın alarak' ebeveyn görevlerini yerine getirdiler. Kimilerinin çocuklarının ödevine yardımcı olması da bu şekilde kolaylaştı.
Sonuçta, 'mahalle'nin ve 'kaymakam'ın ne olduğunu, yalnız Hayat Bilgisi'ne değil, aynı zamanda birkaç ansiklopediye bakarak yazma 'alışkanlığı'nı yerleştirdik.
Yıllar geçti, diye hayal edelim, 'mahalle' ödevini yazan çocuk büyüdü, üniversiteye girdi. Ben de ona 'ortaçağda manastırların kuruluşu' üstüne bir ödev yazmasını söyledim.
Bunun kaynaklarını bulmak, ilkokulda bilmem ne ansiklopedisini karıştırmaktan biraz daha zor olabilir, ama onun yanı sıra 'internet' gibi kolaylıklar da var. Sonunda 'ödev' geliyor. Yazanın kendisine ait iki-üç cümle var ya da yok. Gerisi birkaç kaynaktan gelişigüzel alınmış ve bir kâğıda gelişigüzel yazılmış bir malzeme. Bu yığında da bir düzenleme çabası görmüyorsunuz.
Bir yerde, kitapta veya ansiklopedide zaten yazılı olan bir şeyi, üstüne sınırsız ilginç şey yazılması potansiyelini taşıyan bir beyaz kâğıda kopya etmenin ne anlamı olabilir? Kâğıda da yazık, hepsine de yazık! Bu aktarma işlemi yapılırken kazara bir şeyler de yapanın zihninde kaldı mı? Hayır. En azından, zahmetine değmeyecek kırıntılar. Yazdığı konu üstüne bir şeyler düşündü mü? Hayır. Bir an önce bitirip kurtulmaktan başka bir şey düşünmedi.
Elbette herkes böyle değil. Ama sistemin yetiştirdiği ürün bu. 'Sisteme rağmen' bir şey yapmaya çalışmıyorsa, olup olacağı bu.
Ve çok zaman, artık istese de, başka bir şey olma şansını kaybetmiş.
Bunun kadar acıklı bir şey olamaz.