Asker-sivil raporu

Bugünün Milliyet'inde "Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye'deki asker-sivil ilişkilerine bakışı konusunda temel alması beklenen sancılı rapor tamamlandı" haberi yer alıyor.

Bugünün Milliyet'inde "Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye'deki asker-sivil ilişkilerine bakışı konusunda temel alması beklenen sancılı rapor tamamlandı" haberi yer alıyor. Niçin bu konu her gündeme geldiğinde 'sancılı', 'sert', 'gergin' ve benzeri sıfatlar kullanma gereği doğuyor? Başka her şey 'sıradan', 'yavan' öyle de olabilir, böyle de; ama bu noktaya geldiğimizde akan sular duruyor ya da durmuyor ama bir başka türlü akmaya başlıyor.
Raporu hazırlaması istenen kurumun adı CESS, yani Avrupa Stratejik Araştırmalar Merkezi. Haberde verilen 'Avrupa tarafı' arasında şahsen tanıdığım William Hale, Erich Jan Zürcher, Michael Lake, D. Greenwood gibi isimler görüyorum. Bunlar olduğuna göre, tanımadığım kişiler de herhalde onlarınkinden çok farklı görüşlere sahip değiller. O zaman, Türkiye'ye en anlayışlı ve en dostane gözle bakacak kimselerin bir araya geldiğini söyleyebiliriz.
'Türk tarafı'nda ise gene şahsen tanıdığım Ali Karaosmanoğlu, Ahmet Erin, Üstün Ergüder ve Ersin Kalaycıoğlu ile ismen bildiğim Metin Heper var. Bunlar da çok akla yakın, işe uygun isimler. Ama haberde, birlikte çalışmanın mümkün olmadığı ve kesintiye uğradığı belirtiliyor. Meğer yukarıda bazılarının adını saydığım kurulun Türkiye'deki 'partner'leri ASAM'mış; yani, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi. İkincisi de İstanbul Politikalar Merkezi. Ama ASAM 28 Nisan'da çalışmalardan çekilmiş. 'Türk tarafı'nın emekli general iki üyesi Edip Başer ile Armağan Kuloğlu da 'çalışmalara katkıda bulunmaktan vazgeçtiklerini' açıklamışlar.
Edip Başer geçenlerde İç Hizmet Talimnamesi'nin 35. maddesinin gündeme gelmesi üstüne gazetelere yansıyan demecinde Türkiye'nin bu maddeye ve onun ardında yatan yapılanmaya halen ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Bu tartışmaya katılan bazı başka emekli generallerin söylediği 'Türkiye Silahlı Kuvvetler'e tapuludur' yollu daha radikal (ve aslında daha doğru) dile yer vermiyordu; ama bunun gibi, henüz işin çok başında yer alan bir 'uyumsuzluk' konusunda dahi nerede durduğunu göstermiş oluyordu.
Michael Lake, William Hale gibi Türkiye'yi çok iyi tanıyan kişilerin katkılarıyla olsa gerek, sonuçta ortaya çok ılımlı bir rapor çıkmış. Genelkurmay Başkanlığı'nın Başbakanlığa değil, Milli Savunma Bakanlığı'na bırakılması gereğinden daha somut bir talep görülmüyor. Bu da, hemen olması beklenen bir şey olarak değil, bazı gelişmelere ilişkin olarak gündeme getirilmesi beklenen bir konu olarak dile getirilmiş. Genel olarak konunun incelenmesi ve girilmesi mutasavver Birlik içinde bulunan hiçbir ülkede benzeri görülmeyen bu 'nev'i şahsına münhasır' yapılanmanın normalleştirilmesi konusunda olumlu bir irade olduğu yolunda bazı sinyaller verilmesi temenni edilmiş.
Belli ki Türk tarafı içindeki bazı 'taraf'lar da daha bu ilk adımda böyle bir 'irade' veya böyle bir 'sinyal'in söz konusu olmayacağı çizgisini benimsemişler. Bu çizginin ASAM'la özdeşleşmesi de yadırganacak bir şey değil. Ama, 'mesafe almak' diye bir niyet varsa, bunun çalışmasının o kuruluşa havale edilmesinde yadırganacak çok şey var.
'Avrupa tarafı'nda tanıdığım kişiler ve onların AB kurumları içindeki yandaşları, Türkiye'yi, Genelkurmay'ı bağımsız olduğu, 35. maddeye sahip bulunduğu, Silahlı Kuvvetler'i on yılda bir darbe yaptığı için değil, bütün bunları geride bırakacak ve sağlıklı bir demokrasiyi yaşatacak potansiyellere sahip bir toplum olarak gördükleri için seviyor ve destekliyorlar. Değişmemeye kararlı bir Türkiye dünyanın herhangi bir yerindeki demokrat için sevimli bir varlık değil.