Askeri model

1975'te Polatlı Yedek Subay Okulu'nda askerlik yaparken sık sık kulağımıza çalınan bir 'hayat bilgisi' vardı: İki adamı bir arada bir şey yapmaya yolluyorsan mutlaka birini komutan yapacaksın.

1975'te Polatlı Yedek Subay Okulu'nda askerlik yaparken sık sık kulağımıza çalınan bir 'hayat bilgisi' vardı: İki adamı bir arada bir şey yapmaya yolluyorsan mutlaka birini komutan yapacaksın. İkisi de erdir, aralarında kıdem farkı yoktur, şöyledir böyledir. Ama hayır, mutlaka bir komutan olacak. İsterse Nizamiye'den adımını bir dakika önce atmış olsun, yeterli neden. Çünkü, diye buradan sonuca varılırdı, bir komutan yoksa o iş yapılamaz.
Dün sorduğum soruların cevabı sanırım büyük ölçüde burada yatıyor. Niye bizim toplumda eşit iki insan bir arada bir iş yapamaz sorusunu kurcalıyordum. 'Kumanda Toplumu' diye bir kavramı evirip çeviriyordum. Bunların hepsi, yukarıda özetlenen bakış içinde açıklamasını buluyor.
Bu gibi sorunlar, son analizde, toplumun kendini örgütlemek için seçtiği ilkelere bağlı. Benzetme yerindeyse, orkestranın tamamını bağlayan kuralların neler olduğuna karar verilince, buradaki bütün birimler de o genel kurallar doğrultusunda çalışmaya başlıyor.
Peki, toplum 'kendini örgütlemek için' ilke mi seçiyor? Doğrusu bunu yapan çok fazla 'toplum' yok dünyada. Yani, bu kararların verilmesine çok geniş ölçüde katılan toplum, henüz erişilmemiş bir demokratik aşama demek. Buna daha çok yaklaşanlar var, olmasına. Ama onların sayısı az. Çok yerde, böyle kuralları seçkinler koyuyor, toplum da genellikle kabul ediyor. Bu 'seçkinler'in de dünyanın her yerinde aynı olduğu söylenemez elbette.
19. yüzyıldan beri içinde olduğumuz 'ulus-devletler dünyası', bununla aşağı yukarı eşanlamlı 'modernizasyon süreci' Batı'da başladı. Batı'da ve aşağıdan yukarıya, demokratik hareketlerle başladı. İngiliz devrimi ilk ve oldukça erken örnektir. Erken olduğu için oturması da epey sürdü. Sonra Amerikan devrimi geldi ve bir cumhuriyet üretti. Hemen ardından Fransız devrimi... Gene aşağıdan yukarıya, gene demokratik, ama Avrupa'nın en güçlü mutlak monarşisinde gerçekleştiği için çok çetin bir mücadele gerektiriyordu. Fransa'nın bu mücadeleyi hâlâ tamamlayamadığını söyleyebiliriz.
Bunlar ilk ulus-devletler. Böylece, bir 'ulus-devlet' sahibi olmak, bütün seçkinlerin özendiği bir hedef haline geldi.
O zaman yöntem de farklılaşmaya başladı. İlle 'aşağıdan yukarıya' olmak zorunda mı bu iş? Öbür türlü olamaz mı?
Az sonra, olacağı anlaşıldı. Burada ilk örneğin uzaklardaki Japonya olduğunu söyleyebiliriz. 'Meici Restorasyonu'nun tarihi 1866'dır. Bunu, çok geçmeden, Almanya'nın Birliği izledi. O da, Japonya da, ulus-devletin ayrıcalıklı sınıflar tarafından, 'yukarıdan aşağıya' kurulmasının örnekleridir. Süreç aşağıdan yukarıya işlediğinde 'ulus', 'devlet'ini kuruyordu. Yukarıdan aşağıya işleyen süreçte 'devlet', 'ulus'unu kurar.
Yukarıdan aşağıya süreç, genellikle, toplumun o ana kadar, elinden iş gelir bir orta sınıf yaratamamış olmasının sonucudur. Bu tür bir yapılanma, hemen hemen kural olarak, sürecin öncülüğünü askeri sınıfa verir. Bu sınıf da, doğal olarak, kendi dünya görüşünün, kendi hayat tarzının temel özelliklerini 'toplumu örgütleyecek ilkeler' haline getirir.
Dolayısıyla bu, 'ulus-devlet'i oluşturmanın 'militarist' yöntemi olur. Dünyanın birçok yerinde bu model geçerli olmuştur. Türkiye de, 1908 ve 1923 aşamalarında, ulus-devletleşme sürecinin dönemeçlerini ordu önderliğinde geçmiştir. Dolayısıyla bu genel modelin örneklerinden biridir.