'Ateşkes'

Birkaç gün önce Kürt siyasi hareketlerinin çeşitli konularda aldığı tavırlara değinirken, güneydoğuda yaşayan insanların yeniden savaş koşullarına dönmek istemeyeceğine dair inancımı dile getirmiştim.

Birkaç gün önce Kürt siyasi hareketlerinin çeşitli konularda aldığı tavırlara değinirken, güneydoğuda yaşayan insanların yeniden savaş koşullarına dönmek istemeyeceğine dair inancımı dile getirmiştim. Pazar gününün Hürriyet'inde Diyarbakır'dan çeşitli kişilerden alınmış sözler yayımlandı. Demeç verenlerin çoğu iş dünyasından ve bu da kendi başına anlamlı. Özetle, "Öyle bir ay, iki ay 'ateşkes' ilan etmekle olacak iş değil bu" diyorlar. Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu en net ifade biçimini bulmuş; PKK'nın 'yöntem olarak silahlı şiddetten' vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. "Sorunların şiddetle çözülmesi zamanı çoktan geçti" diyor.
Ama bu yalnız onun talebi değil belli ki.
Bu yakınlarda, bir zaman PKK'nın içinde ya da yakınında durmuş biri gene bir siyasi cinayete kurban gitti. Kürt siyasetinde tarafları, ne yaptıklarını, ne istediklerini pek izleyemediğim için önce tam anlayamadım. Gene o mahut, 'başına tek kurşun sıkma' gibi, bir zamanlar 'biz yaptık' anlamında imza gibi kullanılan yöntem, ama o zamandan beri yazılan ve söylenenlerden yeterince anlaşıldı ki, PKK'nın bugünkü tutumunu, gene şiddetten yana ve demokrasiye uzak tavrını eleştirdiği için öldürülmüş.
Ama bakın, 'vurulması gerekli' adamların sayısı artmaya başladı! PKK'nın bayağı sıkı çalışması gerekecek bu durumda. Kurtarılacak milletin üyeleri kurtarılma yönteminden mutlu olmadıklarını açıklamaya başladılar.
Tabii şu anda bazı işadamlarının, bölgede prestiji yüksek Sezgin Tanrıkulu gibi kimselerin yaptığı iş çok önemli. Onlar, bence büyük Kürt çoğunluğun içinden geçirdiğini yüksek sesle söylüyorlar ve aslında, şöyle bir düşünürsek, bunun ilk örneklerinden birini veriyorlar.
Onun için bu seslerin çoğalması çok önemli. Şimdiye kadar hep olageldiği gibi, iki taraflı baskı altında, PKK'dan başkasının sesini çıkaramaz halde kaldığı yapılanmayı üreten politikalardan da artık vazgeçilmesi gerekiyor. İşadamlarının çok anlaşılır nedenlerle öncü rol oynayarak seslendirdikleri barış çağrısına daha pek çok Kürt aydının da katılacağını umuyorum: bölgede veya küçük kentlerde yaşayanlar, siyasette rol oynamış olanlar veya olmayanlar, hepsi. Bu çağrıya katılmak için ille de 'tanınmış kişi' olmak gerektiğini de düşünmüyorum. Sivil toplum adına, sivil toplumun içinden, bu ülkenin yeniden ateş girdabına çekilmesine karşı olanlar, varlıklarını ve konumlarını, o ateşi yeniden başlatma hazırlığı yapanlara, mümkün olan en gür sesle duyurabilmeli.
Ama bu tabii, 'Türkiye'de Kürt sorunu yoktur, güneydoğu sorunu vardır' diyen bir ses olamaz -aramızdan bazıları bundan başka bir söze dayanamıyor olsa bile. Çünkü o sözün söylenmesi hem sorunun devam ettiğini hem de bu tarafın sorunun tartışılmasına, çözümüne vb. herhangi bir hoşgörüyle bakmadığını, bu konuda herhangi bir adım atmaya hazır olmadığını açıkça ortaya koyacaktır.
Türkiye'nin Türk tarafında bu 'hazırlıksızlık', derece derece var. Ama o baskıcı zihniyetin dışına çıkmış, demokrasi içinde ulaşılabilir çözümlere ilke olarak açık olan kesimler de var. Her konuda olduğu gibi bu alanda da bir 'halat çekme' müsabakası sürüp gidiyor. Kürt tarafından yalnız PKK konuşacaksa, bu halatın bir ucunda duranlar, böyle bir müsabakaya devam etmeyi anlamlı bulmayacaklardır. Demokrasiye gerek duyulmuyorsa, 'demokrat' da fuzuli hale gelir. Onun için Kürt aydınlardan ve herkesten 'savaşı durdurun' çağrısının gelmesi çok önemli.