Avrupa yollarında

Bu toplumun 'AB üyeliği' diye bir isteği olduğu belli. Bu isteğin yoğunluğu fikirden hiç hoşnut olmayanların bile açıkça buna karşı çıkmalarını engelliyor.

Bu toplumun 'AB üyeliği' diye bir isteği olduğu belli. Bu isteğin yoğunluğu fikirden hiç hoşnut olmayanların bile açıkça buna karşı çıkmalarını engelliyor. Toplumun isteği belli ama devletin böyle bir isteği -dolayısıyla gerçekleşmesine ilişkin bir politikası- olup olmadığı hiç belli değil.
Adına 'MSGB' denilen ve birkaç gündür gene AB dolayımıyla tartışılan belge böyle bir şey olmadığının kanıtı gibi. Tartışması 'AB dolayımıyla' diyorum, çünkü oradan eleştirel bir ses gelmese burada buna benzer hiçbir şey olmayacak. Eleştiri bir yana, medyamız 'Gizli Anayasa' gibi deyimler de icat ederek, bu belgeyi koyacak, oturtacak yer bulamıyor. Nedir bunun anlamı? 'Gizli' bir anayasa ile yaşayan ülkeler nasıl ülkelerdir? Bütün bir siyasetin, MGK gibi bir kurulda verilen ve Meclis'ten geçmeyen kararlara göre şekillendiği ülkeler ne gibi sıfatlarla tanınır ve anılır? AB ile bütünleşme yolunda olduğunu ilan eden bir ülkede resmi düzeyde böyle şeyler nasıl yürütülür, medya bunları nasıl olur da böyle bir dille -ve hiç yadırgamadan- konuşur?
AB'nin Türkiye için önemi zaten bu sorularla ortaya çıkmış oluyor. Üyelik hedeftir, değildir, bana göre ikincil konu; asıl sorun, bu toplumun çağdaş demokratik düzeye ulaşmasıdır. Ama işte, buyurun: bu düzeye ulaşmak için gerekli dinamikleri, bugün hâlâ, kendi içinden üretemiyor. MGK gibi bir yerde "... milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması" gibi cümlelerle ifade edilen kararlar imzalanabiliyor ve medya da 'Gizli Anayasa' diye zil takıp oynayabiliyor.
AB'den 'casus belli' eleştirisi gelmiş. Kendi hesabıma bu konuda kaç kere yazı yazdığımı hatırlamıyorum. Bugün dünyada 'Avrupa Birliği' gibi bir şeyin ortaya çıkabilmiş olmasının gerisinde, bu kıtanın, dünya tarihinin en fazla savaş ve çatışmaya sahne olması olgusu yatar. Avrupa Birliği, 'artık savaşmayalım, aramızdaki sorunlarımızı da şiddet değil barış ortamında, silahla değil müzakereyle çözelim' iradesinin sonucudur. Bu birliğin bir parçasıyla aranızdaki anlaşmazlığı şunca yıldır 'casus belli' ibaresine bağlıyorsanız, siz bu birliğin alfabesinden habersizsiniz, demektir.
O belgede hâlâ Kıbrıs'ın 'güvenliğimiz' için öneminden söz edildiğini okuyoruz. Bu, son analizde, ABD'de New York devletinin, 'Bizim güvenliğimiz için Connecticut çok önemlidir;
orada asker bulundurmalıyız' demesiyle aynı kapıya çıkan bir şey. Evet, AB henüz ABD gibi bir federal birlik olmanın çok çok uzağında.
Ama Kıbrıs dediğimiz yer, içinde bulunmak istediğiniz bütünün bir parçası ve siz ondan bu 'jeopolitik' diliyle söz etmekten vazgeçmiyorsunuz! Kim tehdit edecek bizi Kıbrıs üzerinden? Bugün 'Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti' dediğimiz birkaç yüz bin kişi mi? Yoksa Yunanistan'la birleşip öylece mi tehdit olacaklar? Yunanistan hakkında böyle düşünüyorsak, AB'de işimiz ne? NATO nedir? Güvenliğimiz açısından Kıbrıs'ın önemini düşünmek durumundaysak niçin NATO'dayız veya NATO'da olduğumuza göre niçin böyle konuları dünyada tek başımızaymışız gibi düşünmemiz gerekiyor?
Müttefikleri hakkında, bu MSGB misali belgelerde, aşağı yukarı bir 'milli düşman' gibi konuşan (ve konuştuğunu basına sızdırmamayı da beceremeyen) bir ülke, hangi AB hedefinden söz edebilir?
Bu davranışlarda ısrar edeceksiniz. Adamlar doğal olarak eleştirecek, 'Aday olduğunuz birlik içinde sizin bu anlayışınız geçerli değil, bu zihniyeti değiştirin' diyecekler. O zaman, 'Vay, bizi eleştirdiler! Milli politikamıza laf ettiler!" diye nefret ayinleri düzenleyeceğiz.
Birileri 'AB üyeliği' için gerekli adımların atıldığı ve mesafe alındığı kanısında olabilir, ama atılan adımların çoğu tam karşıt yönde ve o adımları atanlar nereye gittiklerini daha iyi biliyorlar.