Ayin ve çağdaşlık

Avrupa Birliği'nde, parlamentoda, Oostlander'ın raporundan Kemalizm'le ilgili bölümler çıkarılmış.

Avrupa Birliği'nde, parlamentoda, Oostlander'ın raporundan Kemalizm'le ilgili bölümler çıkarılmış. Ne iyi! Bir ecnebi bizi eleştirmeye kalkmıştı, bizi beklemeden başka ecnebiler durumu düzeltmiş. Biz gene onun ağzının payını vermeye devam ederiz her fırsatta, ama şimdilik bunu da savuşturduk sayılır.
Oysa Oostlander mıdır, Westlander mıdır bakmadan, bu dünyanın 'oost'unda olsun 'west'inde olsun, 'noord' veya 'zuid'ünde olsun, Kemalizm gibi bir ideolojinin kalıp kalmadığını kendimiz merak etsek ve araştırsak, ne kadar iyi olurdu.
Oostlander, Kemalizm'in AB'ye girmemize engel olduğunu söylemişti. Bu sözlere karşı burada çıkan patırtıya karşılık ben de, bu memlekette yaşayan bir kısım insan için Kemalizm'in tam da bu anlama geldiğini söylemiştim. Bence Mustafa Kemal'in kendisinden neşet eden Kemalizm böyle bir şey değildir, ama önüne 'radikal' sıfatı mı koyarız, ne yaparız, bugün Kemalizm'i böyle anlayan, böyle yorumlayan bireyler, gruplar ve hareketler var.
Ancak ben bu yazıda, ilk haliyle ya da bugünkü haliyle bu ideolojinin içeriğinden söz etmek istemiyorum. Türkiye'de Kemalizm'in veya öbür adıyla Atatürkçülük ideolojisinin yaşatılma biçiminden söz etmek istiyorum.
Yeni yeni çıkmaya başladığımız dönemde dünyanın birçok yerinde 'ulusal kahraman kültleri' vardı. Bu yerlerin birçoğu da, böyle bir şeyin en fazla yadırganması gereken, adını 'sosyalist' koymuş ülkelerdi. Bu ülkelerde rejim değiştikten sonra 'kült'ler de ortadan kalktı.
Biz bunlara sevinerek baktık. 'Aman, ne iyi, artık demokratikleşiyorlar' dedik. Öyle de oldu. O ülkelerde yalnız Lenin veya Stalin değil, komünist ideolojinin temaları arasında yer alabilecek çeşitli heykeller ('işçi kahraman' olabilir, 'parti disiplini' gibi soyutlamalar olabilir) yerlerinden söküldü ve gözden ırak bir yerlere götürüldü. Bütün yükseköğretim kurumlarında 'Leninizm'in ilkeleri' okutmaktan ya da fenle ilgili öğretim kurumlarında 'Doğanın Diyalektiği'nin okunmasını zorunlu kılmaktan vazgeçtiler.
Dediğim gibi, biz de takdirle izledik bu yeni uygulamaları -kendi yüksek eğitim kurumlarımızda 'Devrim Tarihi' dersinin zorunlu olmasının ne anlama geldiğini fazla düşünmeden ve bindiğimiz uçağın girişinde 'İstikbal göklerdedir' sözüyle Atatürk resminin yan yana durmasına dikkat etmeden.
Geçenlerde bir TV kanalının bir programında Ahmet Altan'ı izlemiştim: 'tek-heykelli ülkeler'den söz ediyordu. Bunlardan birinin daha sonu geldi (veya 'getirildi') ve izlediğimiz ilk olaylardan biri de Saddam heykellerinin yıkılması oldu. Her şeye rağmen çirkin bir olaydı; o zaman da yazmıştım.
'Tek-heykelli' olma süreci de çirkindir, sonra, bunun gibi 'heykel yıkma' ayinleri de.
Modern toplumlarda, 'önder' ve 'halk' ilişkisinin, toplumun saygıdeğerliklerinin, kutlama ve anmalarının, hatırlama ve sevinme ve yas tutmalarının, ayinleştirilmesi çirkindir, gittikçe de çirkinleşmektedir. Çünkü dünya anonim kişilerden oluşmuş 'büyük kitleler'in şu ya da bu doğrultuda 'kolektif coşku'sunu, birtakım kurgulanmış kalıplar içinde dile getirdiği bir toplum anlayışından her gün biraz daha uzaklaşıyor ve uzaklaşmak zorunda. Bugünün dünyası her biri farklılaşmış, bilgili ve donanımlı ve kendine özgü bireylerin rasyonel birlikteliklerine önem ve değer veriyor.
Ahmet Altan'ın deyimiyle 'tek-heykelli toplumlar' bu gidişe karşı kürek çekme çabasında. Tanım gereği, başka birçok 'tek'in bulunduğu toplumlar var: tek-parti, tek-ideoloji, tek-önder vb.
Onun için, Kemalizm'in içeriğinin tartışması bir yana (şüphesiz bu da çok önemli ve gerekli) bırakarak şimdilik, bu biçim üstünde de duralım diyorum. Oostlander'ın dediği gibi 'AB'ye engel' olup olmaması da çok önemli değil. Ayin, her şeyden önce, çağdaşlığa engel.