'Aynı, aynı, aynı şey'

Türkiye kolay kolay hesaba kitaba gelir bir toplum değil. </br>Ya da belki kendisi hesaba kitaba geliyordur da, toplumda olup bitenin bilince yansıma mekanizmalarında tuhaflıklar vardır.

Türkiye kolay kolay hesaba kitaba gelir bir toplum değil.
Ya da belki kendisi hesaba kitaba geliyordur da, toplumda olup bitenin bilince yansıma mekanizmalarında tuhaflıklar vardır. Sanki iki sihirli değnek söz konusu! Bir süre, bunlardan biri ön planda. Cinderella misali, bütün kabaklar kupa arabası olmuş, ortalık ışıl ışıl. Sonra öbürü duruma egemen oluyor: bütün, kupa arabaları kabaklaşıyor, saçlar dökülüp keller çıkıyor, yaldızlar dökülüp çatlaklar görünüyor.
7-14 Mart arası yurtdışındaydım.
Dönüşümde sanki değnekler arasında gene nöbet değişmiş, ikinci değnek işleri ele almış, böyle bir atmosfer...
Polislerimiz gene şecaatlerini göstermişler, kadınları coplayıp tekmelemişler. Bilinmedik bir şey mi? Değil, tam tersine.
Ama bir süredir pek olmuyordu; belki artık bitiyordur, diyorduk. Bitmiyormuş.
Böyle şeylerin olması yakışık almıyor yollu yazanlar olmuş, belli ki. Bunun üstüne hükümetin en yetkili ağızları böyle diyenlere ateş açmış. Üstelik de, 'Memleketi Avrupa Birliği'ne ihbar ediyorsunuz' klişesini ihmal etmeksizin. Böyle konuşmaları ilk kez mi dinliyoruz? Ne münasebet! Türkiye'de bir kişi 'yetkili' sıfatını kazanacaksa, işte aynen böyle konuşarak kazanır. Ama bu hükümet şimdiye kadarkilerden farklı konuşuyor ve farklı davranıyordu. Şimdi yavaş yavaş bir 'TC hükümeti' olma yolunda ilerliyor demek ki.
Sonra bir orgeneral çıkıyor, TSK'nın 'ancak Genelkurmay Başkanı ve Yardımcısı'nın konuşmaları bağlayıcıdır' diye kendi koymuş olduğu usulden herhalde haberdar olarak, hükümetin Ortadoğu'da bir politikası olmadığını epey dikkat çekici ifadelerle beyan ediyor (daha önce de Kıbrıs konusunda mütalaa serdetmişti). Basından birileri birkaç soru sorunca, kendi görev alanına giren konularda konuştuğunu söylüyor.
Bunda alışılmadık bir şey var mı? Haşa! Hiç olur mu? Bundan daha fazla alışık olduğumuz bir durum olmadığı içindir ki, 'Belki değişir' diye asıl umduğumuz da buydu. Ve bir değişiklik olur gibiydi.
İyi, bu da değişmeyecekmiş. Ayrıca, İngilizlerin karakol basmasını anma programlarımızı bunca yıl sonra yeniden başlatmamız da, geleceğimize bir ışık tutuyor.
TSK'dan üst düzeyde generallerin hükümeti eleştirmesine önce Onur Öymen anamuhalefet partisinin sözcüsü olarak sahip çıkıyor. Sonra o partinin genel başkanının kendisi sahip çıkıyor. Sonra öteki muhalefet örgütünün ('parti' demek doğru olur mu, bilemedim) genel başkanı da destekliyor. Kurumlarını yerine oturtmuş ve gereği gibi işleyen parlamenter demokraside böyle demeçler bu sistemi nasıl etkiler diye bir kaygıları yok. Kaygıları, AB'ye ve demokrasiye yönelen bir toplumu nasıl bir cepheleşmeyle durduracakları noktasında yoğunlaşıyor.
Peki, burada aşina olmadığımız bir durumla mı karşılaştık? Hayır, burada da aşina olmadığımız bir durumla karşılaşmadık. Tam tersine, gene en fazla aşina olduğumuz bir durum söz konusu. Üstelik, kendi hesabıma, bir değişiklik olacağını umduğum bir şey de yok bu alanda. 'Değişiklik ummak' demek, zaten burada bu 'değişmez durum'un varlığından ileri gelen bir şey. Burada bu ittifak bu şekilde durmasa, ille de değişim istemenin bir anlamı kalmazdı; başka terimlerle de konuşabilir, başka kavramlarla da geleceğe bakabilirdik.
İyi, ama olanların hepsine zaten alışık olduğumuz sonucuna vardım. Öyleyse sorun ne? Nerede geri gitmişiz de yakınıyoruz?
'Geri gittik' demiyorum, çünkü 'İleri gittik' diyemiyorum. Yazının başında söylediğim sihirli değneklerle ilgili bir durum bu. Bir an geliyor kabaklar kupa oluyor, sonra kupalar kabağa dönüyor. Gerçek olan hangisi, belli değil.