Aynı dipsiz koridor

Gene bombalar, gene ölümler. Söylenecek şeyler kim bilir kaç kere söylenmiş. Yeniden aynı şeyleri veya benzerlerini söylemek gelmiyor insanın içinden.

Gene bombalar, gene ölümler. Söylenecek şeyler kim bilir kaç kere söylenmiş. Yeniden aynı şeyleri veya benzerlerini söylemek gelmiyor insanın içinden. Ama dünyanın bir yerinde bu olaylar olurken, bundan başka bir şeyi düşünmek veya yazmak da mümkün değil.
Bu insanlar var ve anlaşılan hep olacaklar: çatışmayı seven, bir tek onu bilen ve yalnız onu isteyen kişiler.
Dünya bir türlü 'terörizm'i tanımlamayı başaramadı ama, sivil hedeflere öldürme kastıyla saldırmanın bu tanımın en geçerli öğesi olacağı herhalde üzerinde en geniş görüş birliği sağlanacak konudur. 11 Eylül'le birlikte dünya gündemine yerleşen saldırı tipinin en bellibaşlı özelliği de saldırının sivil hedefleri özellikle seçiyor olması.
Muhtemelen Britanya'nın Irak işgaline katılmasını 'cezalandırıyor' bu son eylem. Ama Britanya diye, sabah sabah işine giden insanı öldürüyor.
Bundan alınacak bir sonuç var mı? Tabii yok -hele kısa vadede hiçbir sonuç yok. Bu saldırı öncesinde Blair hükümetini suçlu bulan, yanlış bulan, eleştiren Birleşik Krallık yurttaşları bu olay oldu diye devrim mi yapacak, Blair'i iktidardan mı indirecek, yoksa haksız bulurken haklı bulmaya mı başlayacak? Herhalde ikincisi. 11 Eylül Amerika'da nasıl bir hava yarattı? Bu da öyle bir şey.
Peki, eylemi yapanlar bunun böyle olacağını tahmin edemiyorlar mı? Edemeyeceklerini hiç sanmıyorum. Bunu bilerek böyle davrandıklarını düşünüyorum. Onlar nefretin durmadan birikmesini, büyümesini istiyorlar. 'Irak'ın işgalini cezalandırmak' için bunu yapıyor olabilirler. Ama şu sıralarda üç-beş Irak daha olsa bu da işlerine gelir.
Ortadoğu'nun tektanrıcı dinlerindeki kıyamet inancında simgelenen o nihai çatışma, bütün 'fundamentalist' düşünce biçimlerinde yer alır. Sonunda 'iyi' ile 'kötü', 'Tanrı' ile 'Şeytan' çatışacaktır ve 'iyi' kazanacaktır. Şu halde medeniyetler arasındaki gerilimi de bu gözle görmemiz ve sorunu buraya doğru kanalize etmemiz gerekir. Zaten 'iyi ile kötü' derken biraz soyutlaşan bu sorunun somut gerçekliği iki din, iki medeniyet vb. arasındaki çatışmanın ta kendisidir. Savaş bu düzeyde verilecek, bu düzeyde kazanılacaktır.
Gene bu 'fundamentalist' bakış (şüphesiz birçok 'seküler' çeşidi de vardır) ancak birtakım 'totalite'lerle düşünebildiği için, bireyleri, somut insanları, onların acılarını ve sevinçlerini vb. ciddiye alamaz. Sabah işine giderken otobüste, metroda parçalanan falanca Londralı'nın sözgelişi Irak'ın işgalini protesto eden biri olması gibi durumlar onun için önemli şeyler değildir. Önemli olan 'iyi' ile 'kötü'nün arasında gerçekleşmesi mukadder olan nihai çatışmadır. Onun için her şey feda edilebilir. Nasıl olsa 'iyi' kazandıktan sonra, bütün haksızlıklar da telafi edilecektir.
Olacağına inandığı bu nihai zafer için her şeyi yapmaya, insanları sürüler halinde yok etmeye hazırdır. Hatta yaptığı kötülüğün (iyilik için yapılması gereken kötülük) artması daha da sevindirici bir durum sayılır.
Dolayısıyla nefreti büyütmek gerekiyor. 'Bizim cephe' hâlâ dağınık, hâlâ zayıf.
O halde biraz daha ezilmeleri gerek. Karşı cepheyi bu gibi eylemlerle daha da saldırgan hale getirirsem, onlar bizimkilere daha da kötü davranırlar, bizimkilerin de onlara karşı nefreti daha fazla büyür...
Ve böylece sürer gider bu mantık.
Kimi dini, kimi milleti, kimi iyi olacağına inandığı toplumsal düzeni için bunları yapar. Onun istediği bir bakıma hiç olmayacaktır (nihai kısmı); ama bir yandan da istediği olmuştur çünkü dünya birbirine nefretle bakan insanlarla doludur.