Bana yaramayan gerçeği yaşatmam

Vahdeddin dolayısıyla ortaya çıkan tartışmanın bence önemli yanı, 'gerçeklik' dediğimiz şeyin 'yararlı' olmasına ilişkin kısmıydı. Süleyman Demirel gibi, 'Dün dündür, bugün bugündür' gibi bir sözle kendine tarihte yer açmış bir politikacının...

Vahdeddin dolayısıyla ortaya çıkan tartışmanın bence önemli yanı, 'gerçeklik' dediğimiz şeyin 'yararlı' olmasına ilişkin kısmıydı. Süleyman Demirel gibi, 'Dün dündür, bugün bugündür' gibi bir sözle kendine tarihte yer açmış bir politikacının, bugün de 'Vahdeddin hain değildir dersek, bu bize ne kazandırır?' sorusuyla belki bir de yarın için bir yer açmaya çalışması, çok yadırganacak bir durum değil.
Ama sorun Demirel'le sınırlı değil.
Bu, Türkiye'de egemen kesimin öteden beri sahiplendiği, eğitim diye gene öteden beri topluma belletmeye çalıştığı ve belletmeyi büyük ölçüde başardığı bir tavırdır. Biz gerçekliğin bize 'yararlı' olanını severiz -toplumcak!
İnsan düşüncesi, yapısı gereği, özneldir. Kendi haline bırakıldığı zaman, tıpkı Demirel'in dediği gibi, her şeyi kendi işine geldiği gibi anlamlandırma eğilimindedir. Ama hayatın gerçekliği de bu öznellikle sürekli çatışır. Daha doğrusu, siz, kendi öznelliğinizin ardında yürümeye çalıştıkça, hayatın nesnelliğine çarpar ve yolda kalır.
Güneşin dünya çevresinde dönüyor olması, herhalde 'bizim için' çok 'yararlı' bir düşünce biçimiydi. Çünkü bu durumda biz insanlar her şeyin merkezinde yer alıyorduk. Güneş ve bütün evren bizim için yaratılmıştı. Ne kadar önemliydik!
Nitekim bu güzel ve yararlı düşünceyi bozmaya çalışanlar, o zamanın 'böyle düşünmek bize ne kazandırır?' mantığını benimseyen kardinallerinin vb. hışmına uğradılar. Kopernik bunu yazdığının ertesi yıl öldüğü için kilise onun yakasına yapışamadı, ama benzer şeyleri üstelik İtalya'da söylemeye kalkışan Galileo'nun burnundan getirdi.
Ne var ki bugün o kardinallerin adını bile hatırlamıyoruz.
'Evrim teorisi' de bunun bir benzeri, neredeyse tekrarıdır. Tanrı insanı şu olduğu haliyle yaratmış, 'Büyük Varlık Zinciri'nin en tepesindeki yere yerleştirmiş. Buna inanarak yaşamak ne hoş bir şey! Ama Darwin diye bir adam geliyor, bu yararlı düşünceyi altüst ediyor. Bunun da patırtısı hâlâ sürüyor aslında. Darwin'e 'zındık' diyenler dünyada çok, Türkiye'de muhtemelen çoğunlukta.
Onun için, hele politikacısınız ve 'oy'la işiniz varsa, sizin de Darwin'e 'zındık' demeniz çok faydalı olabilir -dünyaya ve insanlığa değil ama size kesinlikle faydalı olur.
Toplumca böyle düşünmeye alışkın ve yatkın olduğumuz için, gün geldi, Tarih Tezi yarattık. Yaratırken, 'Orta Asya'da kuruyan bir deniz olduğu, benim bilgilerim arasında yok' diyenleri 'hain' ilan ettik (çünkü el altında bir miktar 'hain' bulundurmak da her zaman 'yararlı' olmuş bir yöntemdir). Böylece Konfüçyüs de Türk oldu, Roma'yı yaratan Etrüskler de Türk oldu. Asya'da deniz kurudu diye üzülüp yola düzülenler gelip Fırat kıyısında Sümer medeniyetini kurdular vb.
Sonra, gün geldi, 'Kürt' diye bir halk olmadığını ilan ettik. Onların olduğu söylentisi çıkan bölgeler dağlık ve karlıydı ve karda insanlar adım atmaya çalışırken ayaklarından 'kart kurt' sesler çıkıyordu ve bunun için yanlışlıkla 'Kürt' diye bir ad çıkmıştı. Konuştukları dil de henüz grameri filan tam çözülmemiş bir Türk lehçesiydi.
Bizim için çok 'yararlı' olduğu tartışılamayacak olan bu teoriye inanmayanlar da, olsa olsa, 'hain' olabilirdi. Daha düne kadar böyleydi zaten.