Başkan'ın adamları

Madrid'de 'terörizme karşı' toplantımızın, aslına bakılırsa, bundan da çok, 'Bushism'e karşı bir toplantı mahiyetine büründüğünü, bu kelimelerle böyle söylemedimse de, ima ettim.

Madrid'de 'terörizme karşı' toplantımızın, aslına bakılırsa, bundan da çok, 'Bushism'e karşı bir toplantı mahiyetine büründüğünü, bu kelimelerle böyle söylemedimse de, ima ettim. Benim bu toplantıya önem vermemin başlıca nedeni de bu, doğrusu. Dünyada terörizm diye sevmediğimiz, mahkûm ettiğimiz bir şey varsa, Bush benzeri kişiler, onların yönetim anlayışları, insanlık anlayışları ve uygulamaları olduğu için var. 'Terörizm' dediğimiz şey, son analizde, şiddetin belirli bir kullanımı. Ama 'meşru şiddet' olduğu düşüncesi, başta Bush, bu dünyada ayırıcı çizginin 'meşru' yanında durduğu varsayılan birçok siyaset adamının zihninde hâlâ dimdik duruyor.
Oradan dönerken, aklımda, yazmayı tasarladığım, Bush'a ve politikalarına ilişkin iki tema vardı. Birincisi, Birleşmiş Milletler Örgütü'ne göndermeyi uygun gördüğü kişiydi -yani, 'daimi temsilci' olarak göndermeye karar verdiği kişi, John Bolton. Bu göreve uygun bulunan kişinin herkesçe bilinen birinci özelliği kararlı bir BM düşmanı olması. Ne kadar yerinde bir seçim, değil mi?
Ama ben bu konuyu ele almayı düşünürken George W. Bush bir seçim daha yaptı. Bildiğimiz gibi, Dünya Bankası'nın başına geçecek, geleneksel olarak Amerikalı olan ve ABD Başkanı tarafından önerilen başkan için Wolfowitz'i uygun gördüğünü de açıkladı.
Bu ikincisinde, derler mi, demezler mi, bilmem, ama en azından kâğıt üzerinde 'Hayır' deme hakkına sahip bir yönetim kurulu var. Birinci durumda doğal olarak böyle bir şey söz konusu değil. Başkan'ın BM'ye göndermeye karar verdiği kişi oraya gönderiliyor. Gitti gider, yani.
Başkan Bush'un birçok kötü özelliğini bulup söyleyecek kötü niyetli kişiler bulunabilir de, bir meziyetini kimse inkâr edemez: özü sözü, içi dışı bir adam. Şu iki seçimde de, kimse Başkan'ın gizli kapaklı emellerinden dem vuramaz. Birleşmiş Milletler'i yok etmek mi istiyor? Hemen, bu işi yapmak için elinden geleni ardına komayacak en uygun adamı buluyor, gönderiyor.
Bush ve onun gibi düşünen Amerikalı politikacıların BM gibi bir örgüte tahammülü yoktur. Bırakın BM'yi, Cemiyet-i Akvam'a bile dayanamamış, ayrılmışlardı. 'Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.' Amerika Birleşik Devletleri'nin üstünde otoritesi olduğunu iddia eden herhangi bir kurum olabilir mi, hayal edilebilir mi? Amerika şu anda dünyanın ozon tabakasını kemirip bitiren gazları üretiminde kullanmasına engel olmak isteyenleri (yani, yaklaşık geri kalan dünyayı) iplemediği gibi, şu günlerde, Uluslararası Mahkeme'yi de üç paralık edecek işler yaptı, onu da reddetti.
Bu dünyada her sorun Amerika'nın -yani George W. Bush'un- istediği biçimde çözülmelidir. O, istediği biçimi, tek-taraflı olarak, 'dikte' etmelidir.
Birleşmiş Milletler bu fermanların benimsenip yerine getirilmesinin aracı olmayı kabul ediyorsa (Kore Savaşı başlangıcındaki BM'nin olduğu gibi) böyle bir örgütün var olmasına izin verilebilir. Kofi Annan gibi başka tellerden çalan adamlarla farklı çözümler önerecekse, o zaman işte böyle bir elçi bulur gönderirsin; o, icabını yapar.
Bu tayin hakkında bizim basında ne çıktığını bulup okumaya çalıştım. Geçen
süre içinde gazetelerin hepsi de kalmamış tabii, ama bulduklarımda bu konuda hiçbir şeye rastlamadım. Bu da normal. Biz Türkiye'de böyle şeylerle ilgilenmeyiz
Peki, Dünya Bankası'na Wolwofitz'in tayini neyle açıklanır. Kulağımıza ilk çalınanlara göre 'iktisatçı' olmaması eleştirilmiş. Neo-Con taifenin en sert elemanlarından biri olarak böyle bir yere getirilmesi pek fazla onay bulmamış. Tabii böyle bir adamın ne olmadığından çok, ne olduğu önemli.
Amerika Cumhuriyetçileri'nin dünyayı algılamalarında çeşitli aksamalar oluyor (yarının konusu). Dünya Bankası'nın amaçlarından biri 'yoksulluğa karşı savaş'tır. George W. Bush bunu 'Yoksullara karşı savaş' şeklinde anlamış olabilir.