'Bencillik'

Hep bildiğimiz bir şeydir: bir olguya ya da duruma karşıt pozisyonlardan bakan insanlar, bunu anlatmak için karşıt kavramlara başvururlar.

Hep bildiğimiz bir şeydir: bir olguya ya da duruma karşıt pozisyonlardan bakan insanlar, bunu anlatmak için karşıt kavramlara başvururlar. Birinin 'ak' dediğine öbürü 'kara' demiş olur.
Geçen akşamki televizyon programı çerçevesinde 'bencillik' konusunu tartıştığımızı hatırlıyorum.
Avrupa ülkeleri, İstanbul'da patlayan bombalar üstüne, a) Kendi yurttaşlarına bu tehlikeli ülkeye gitmemelerini telkin ediyorlar (toplantılar iptal ediliyor veya erteleniyor, rivayet muhtelif) ve b) Bu ülkeden oraya gidenlerin zaten yeterince zor olan vize işlemlerini neredeyse imkânsız hale getiriyorlar.
Biz bu gibi uygulamalara 'bencillik' diyoruz (daha birçok şey diyoruz da hepsini birden tartışmak mümkün değil); onlar ise buna 'tedbirli' olmak diyorlar. İşte, tipik durum!
Birinin 'ak'ı, öbürünün 'kara'sı.
Arada 'tamamen uydurma' düzeyine erişen abartmalar da olabilir, bilemeyeceğim, çünkü böyle durumlarda özellikle Türkiye'de 'information' kanallarını 'disinformation' kanallarına dönüştüren mekanizmalar devreye giriyor. Bakıyorum, bizim taraftaki tartışmacı 'Türkiye'ye gitmeyin' dendiğini iddia ediyor; Birleşik Krallık eski elçisi sadece 'İstanbul ve Ankara'da kalabalık yerlerde dolaşmayın' dendiğini iddia ediyor. Hangisi doğru, ne bileyim!
Tabii Türkiye 'tedbir' konusunda da 'kafası karışık' bir toplumdur. Çernobil faciası ve 'çay' hikâyesini hatırlayın. Yetkililerimiz 'tedbir' almışlardı. Başta Kenan Evren! Bu fırsatla da ekrana fırlayıp 'Bize bir şey olmaz!' buyurmuştu. Adamın biri elinde çay bardağıyla televizyona çıkıyordu. Tedbir, radyasyon bulaşır şüphesini silmek, çayın eskisi gibi tüketilmesinde herhangi bir aksaklığa meydan vermemek üzere bir 'tedbir'di!
Oysa bu Avrupalı adamlar, benzer durumda, 'Bir-iki yıl çay içmeyiverin' derlerdi herhalde.
Onlar da 'tedbir'den bunu anlıyor.
Onun için birinin 'tedbir' dediğine öbürünün 'bencillik' demesi de gerekmiyor. Zaten iki kültürde 'tedbir'in içeriği yeterince farklı anlaşılıyor.
Neyse, biz gene de 'bencillik' kavramından gidelim.
Batılı insanlar, dünyada ne olursa olsun, bundan kendilerine bir zarar gelmesini önlemek üzere tedbir almayı bir 'içgüdü' haline getirmişlerdir. Duruma göre, işin endazesini kaçırdıkları, 'akılcı' tedbiri 'akıldışı' bir isteriye döndürdükleri de olur. Bugünlerde sık sık oluyor zaten. O da, kısmen, 'sistematik' olmanın 'sistem' haline gelmesinin bir sonucu. Bir 'tedbir' açıklıyorsunuz,
o her yerde uygulamaya giriyor. Bir yığın tekil, özel durumda o durumla
'kabil-i telif' olmayan saçma sapanlıklar yaratıyor.
Ancak bütün bu 'tedbirlilik', Batı tarihi içinde evrilmiş bireyin çeşitli özelliklerinden biri ve onlardan kolayca çekip ayırabileceğimiz bir şey değil. Felsefede Descartes'ın 'olaritas'ını ya da Kant'ın 'imperatif'ini oluşturan, sanatta perspektifi çözüp Leonardo'nun 'Son Akşam Yemeği' tablosunu üreten, teknolojide bütün bu akıl sır almaz gibi görünen yenilikleri icat eden o genel 'rasyonalizm' aynı zamanda ve bir başka planda bize 'bencillik' gibi görünen bu 'tedbir' tutkusunu da yaratıyor. Ve sonuçta hepsi birbirini tamamlayan şeyler, çünkü o 'tedbir' ve iyi olduğuna inanılan şeyi garanti altına alma iradesi ve koruma becerisi olmasa, öteki düzeylerde saymakla bitmeyecek bütün başarılar uçup gidebilir.
Dolayısıyla, söz konusu programda, 'Eğer Batılı olacaksak, bunu da olacağız' diyordum. Sonuçta bir tercih sorunu elbette. İstemeyebilirsiniz de, öyle çok istenir bir şey değil, bana sorarsanız.
Ama 'Batılılar bencil olur' deyip işin içinden çıkacak durumda da değiliz. Ne Leonardo'nun tablosunu ne de atom bombasını yapmışız, ama 'bencillik' deyince öyle çok gerilerde bir yerlerde miyiz? Avrupalılarla laf yarıştırma ortamından çıkıp kendi günlük hayatımızın sıradan olgularına baktığımızda neler görüyoruz? Daha iki gün önce, hiçbir tıbbi bilgiye dayanmadan ve öyle bir bilgiye kulak asmayı reddederek, HIV virüsü olan çocuğun okulla ilişkisinin kesilmesini isteyenler kimlerdi?
Aynı şekilde gündeme gelmeyen, günde kaç bin benzer olay yaşanıyor kim bilir?