'Bir addan ne çıkar!'

Dünyada birçok toplumun tarihi koşulları, mülti-etnik bir hayat tarzını gerekli kılmıştır. Bunlardan bazıları, oldukça erken bir tarihten beri, ulusal simgelerini, adlarını vb. bu koşullara uygun bir biçime sokmuştur.

Dünyada birçok toplumun tarihi koşulları, mülti-etnik bir hayat tarzını gerekli kılmıştır. Bunlardan bazıları, oldukça erken bir tarihten beri, ulusal simgelerini, adlarını vb. bu koşullara uygun bir biçime sokmuştur. Britanya klasik örnek. Bu ada üzerinde egemen öğe İngilizler olmakla birlikte, devletin adı İngiltere değil, Birleşik Krallık'tır (yakınlara kadar 'Büyük' Britanya denirdi). Bayrak da, İngilizlerin azizi St. George, İskoçların azizi St. Andrew, Gal'ın azizi St. Patrick bayraklarının üst üste konmasından meydana gelmiştir. Geleneğine düşkün Britanya'da bu birleşmenin daha birçok simgesi özenle yaşatılır. Böyle bir düzende, adanın İngiliz olmayan sakinlerinin de yeri, kimliği, her şeyi bellidir.
Mülti-etnik oluşumun çok daha yeni örneği Amerika'da da, sonuçta, ulusal simgelerde etnik bir öğenin ağır bastığını görmeyiz. 'Amerika', kıtanın adıdır. Ülkenin adı da, hiçbir etnisiteyi çağrıştırmayan, Amerika Birleşik Devletleri. Bu adda ve bayrakta vurgulanan 'devletler'dir; onların özerkliği, özgürlüğü ve federal birliğidir.
Bu, tabii, bir düzeydeki gerçeklik.
Bu aynı toplumun aynı zamanda derin ırkçılık krizleri yaşaması, yaşatması ise başka bir gerçeklik düzeyi.
Amerika'nın bugünkü sağlam görünüşlü birliğinin ardında (zaten bu 'Türk/Türkiyeli' tartışması da bu konudan gündeme gelmişti), yalnız bu tür simgelerin değil, ortalama gelirin 30 bin dolar olmasının yattığı söylendi. Doğrudur. Ama 1860'lardan, 1870'lerden beri gelir, bu düzeyde değildi. Ama birlik, bir şekilde, vardı. Bugün Amerika'da yaşayan siyahlar, kendileri için bu ülkede bir İç Savaş yapıldığını biliyorlar. Bu, yalnız 'insaniyetperver' amaçlarla yapılmamıştı; 'köleci devlet/özgür devlet' ayrımının güneyde ve kuzeyde herkesin maddi çıkarını yakından belirleyen sonuçları vardı.
Ama zaten tarihte hiçbir zaman sadece 'insaniyetperver' gerekçelerle savaş çıkmaz.
Bir ülkenin tarihinde, orada kendini şu ya da bu nedenle ezilmiş ya da geri plana itilmiş hisseden insanların büsbütün yalnız bırakılmış olmadıklarını düşündürecek olaylar olmuşsa, orada birlik için daha sağlam temeller var demektir. 30 bin doların yanı sıra, bizim tarihimizde ve bugünümüzde böyle şeyler olup olmadığını da düşünmek iyi olur.
Yapısı mülti-etnik olan her ülkenin simgeleri veya adı bu verdiğim örneklerdeki kadar 'nötr' olmayabilir. Dediğim gibi, bunlar somut tarihi koşullara bağlı işler. Örneğin İspanya'da da İspanyol olmayanlar yaşıyor, ama 'İspanya' veya 'İspanyol' adları onları kapsamıyor.
Nitekim şimdiye kadar bir yığın sorun yaşandı. O düzeydeki simgeler vb. gene aynı, ama anayasa ve yasalar Bask ve Katalan kimliğini her çeşit garantilerle İspanyol hayatının dokusuna yerleştirdi. Böylece, Franco zamanının birikmiş kinleri, kompleksleri, öfkeleri büyük ölçüde boşaldı, rahatladı. Yani, ille adları, simgeleri değiştirmeden, alınan yasal tedbirlerle onların yorumunu değiştirerek, mülti-etnik bir hayat ortaklığının temellerini atmak da mümkün.
Öyle ya da böyle, ama sonuçta, dayatarak değil paylaşarak yaşama doğrultusunda bir irade beyanında bulunmak, bunun gerekli jestlerini yapmak sorunu. Türkiye'de hepimiz adına karar veren kesimin böyle bir şey yaptığını henüz görmüş değiliz.
'Türk' kelimesinin tarihimizde 'ırkçı' bir kullanımı olmadığı iddiasına gelince, ben zaten fırsat buldukça geçmişimizden bazı örnekler veriyorum. Bu konuda da, Tarih Kongrelerinden falan, birkaç örnek sunayım. Yalnız tarihtekiler değil, şu yaşadığımız günlerde olanlar da yeterince açıklayıcı aslında, ama görmek istemeyince görmemeyi başarabiliyorsunuz.