Bir eğitim sorunu

Van meydan muharebesi YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı'nı daha uzun zaman bir masaya oturup iki çift lakırdı konuşamayacak bir hale getirdi. Bugüne kadar da iyi bir ilişki kurulmuş değildi, ama felaket bu boyutlara da varmamıştı.

Van meydan muharebesi YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı'nı daha uzun zaman bir masaya oturup iki çift lakırdı konuşamayacak bir hale getirdi. Bugüne kadar da iyi bir ilişki kurulmuş değildi, ama felaket bu boyutlara da varmamıştı.
Bu kadar çabuk köpüren toplumlar -ve bireyler- biraz da çabuk yatışırlar, yatışmak zorundadırlar -dileğinde bulunalım. 'Bulunalım' diyorum, çünkü eğitim alanında, hiç vakit geçirmeden ve olabilecek en geniş kapsam içinde reform yapmak zorundayız. Dolayısıyla zaman, kavga ederek fırsat harcama ve vakit kaybetme zamanı değil, kafa kafaya vererek işleri düzeltme zamanı.
Böyle şeyler ummanın ne zamanı ne de zemini, biliyorum. Ama bundan böyle 'İş inada bindi' havasına girilmesinden de, doğrusu, korkuyorum.
Çalıştığım bölümü ilgilendirdiği için beni de doğrudan ilgilendiren bir konu, anlatmaya çalıştığım duruma bir örnek olabilir. Bilgi Üniversitesi'nde, Türkiye'de 'Karşılaştırmalı Edebiyat' adını taşıyan ilk bölümü kurmuştuk; daha sonra, Eskişehir'de bir tane daha kuruldu. Çok yok, yani, bunlardan.
Türkiye'de 'edebiyat' okumak insana 'meslek' kazandıran kariyerlerden değildir. Ancak, Batı dillerinde eğitim yapan edebiyat bölümleri, edebiyatçı olarak değilse de, 'dil öğretmeni' olma imkânını verirdi, hâlâ da veriyor. Şimdi, bizim bölümün adında 'Batı dilleri'ni doğrudan doğruya telaffuz eden bir şey yok, ama sonuçta burası İngilizce eğitim yapan bir kurum, bizim bölüme öğrenci yabancı dil puanına göre alınıyor; öğrenci olduktan sonra, Batı edebiyatını İngilizce olarak okuyor (yani, ya doğrudan İngilizce yazılmış edebiyatı okuyor ya da başka dillerde yazılmış kitapların İngilizce çevirilerini, sınavlarını İngilizce yazması gerekiyor. Tez yazarsa, konusunun bir özelliği yoksa, o da İngilizce.
Ancak, bunlardan sonra, mezun olunca, İngilizce öğretmeni olamıyor. Niçin? Vallahi, bunun cevabını ben veremem, çünkü kuralı koyan ben olmadığım gibi, niçin konulduğunu da anlamış değilim.
Bir 'formasyon' kursu konusu var. Bu gibi bölümlerden mezun olanların, dili iyi öğrenmiş olsalar bile, öğretmenliği öğrenmedikleri varsayıldığı için, böyle bir kursa devam edip bunu da öğrenmiş oluyorlar. Yıllar önce pedagoji bölümlerinin verdiği bir sertifika aynı işi görürdü.
Ama bizim mezunlarımız bu 'formasyon'a kabul edilmiyor. İngiliz ve Amerikan Filolojisi (ve benzeri) adları olan bölümlerin, bir de 'çevirmen-mütercim' bölümlerinin böyle bir hakkı var. Oraya devam edip öğretmen olabiliyorlar. Ama Karşılaştırmalı Edebiyat mezunları aynı şeyi yapamıyor.
Neden böyle olduğunu açıklayacak biri var mı? Sağa-sola yazıp sordum ve bir cevap alamadım.
Başlangıçta bunun YÖK'e ilişkin bir pürüz olduğunu sanmıştık. Ama değil. Buranın herhangi bir Batı Dil ve Edebiyat bölümünden bir farkı olmadığını YÖK'e anlatmak bir sorun olmuyor. Sorun Milli Eğitim Bakanlığı'nda. Çünkü, kimi öğretmen olarak almak istediklerine onlar karar veriyorlar.
Oradan da, buradan mezun olanların niçin öğretmen olmaması gerektiğine dair sorularıma herhangi bir cevap alamadım. Ancak, YÖK'ün, bizim de bu listeye alınmamızı tavsiye eden mektubuna bakanlıktan ret cevabı geldiğini öğrendim. Bir gerekçe gene belirtilmemiş. Tavsiyenin YÖK'ten gelmesi yeterli gerekçe olabilir.
Hem düpedüz akla mantığa aykırı bir iş, hem de haksızlık yapılıyor. Biz sıradan fanilerin aklının ermediği derin bir sebep varsa, lûtfedip bunu açıklayan da yok!