Bir eylül sabahı...

Konferans için koparılan fırtınanın altında, demokratikleşmeye direnç yatıyor. İktidar elitleri, örneği sık görülen linç psikozunu diri tutma çabasında.

Bu sabah, yani 24 Eylül Cumartesi günü, artık kendisi de tarihi bir mahiyet almaya başlayan Ermeni konferansını başlattık.
Dün bu konuda bir basın açıklaması yapıldıktan sonra, özel mülakat isteyen bir gazeteci, bu olayın, kendi çapını aştığını, tuhaf bir şekilde, amaçladığının ötesinde bir önem kazandığını söyledi ve bunu neye yorduğumu sordu.
"Evet" dedim ben de, "konu bir siyasi savaşa döndü."
Şimdi, gerçek savaşta da, aslında kendi başına gerçekten stratejik önemi olmayan bir yer, örneğin bir tepe, iki tarafın mevzileniş biçimi veya başka etkenler yüzünden, olağanüstü bir önem kazanabilir. İki taraf, o yeri elde etmek için, o yerin kendisiyle kıyaslanamayacak boyutlarda kayıp verebilir.
Bu konferansın önemli olmadığını söylemek gibi bir niyetim yok. Şüphesiz çok önemli.
Gene de, hakkında koparılan fırtınaya bakınca şaşmamak elde değil. Niye böyle oluyor?
Böyle oluyor çünkü şu anda Türkiye'nin en önemli sorunu olan demokratikleşme konusuyla doğrudan doğruya bağlantılı. Daha önce de, bu konuda sürmekte olan mücadeleyi birkaç kere bir 'halat çekme' müsabakasına benzettiğimi hatırlıyorum. Bu toplantının nihayet gerçekleşmesi, halatın demokrasiye epeyce yaklaşmasına yol açacak. Onun için, kendi önemine ek olarak, bu büyük mücadelede oynaması muhtemel olan rolden ötürü de önem kazanıyor.
Türkiye yeterince demokratikleşmiş bir ülke olmamakla birlikte, demokrasi için çok mücadele vermiş bir ülkedir. Bu mücadelenin, en azından onu sürdürenlere kazandırdığı değerler de vardır. Özellikle Avrupa Birliği'ne katılım bağlamında, daha çok 'kâğıt üstünde' desek dahi, demokratikleşme yönünde çok önemli adımlar atıldı. Bunlar, demokrasiye direnen cepheyi de büsbütün ilkesiz ve gitgide vahşileşen bir mücadele yöntemi benimsemeye itiyor.
Bir vakitler Türkiye'de bugün yapılan toplantı hayal bile edilmezdi. Bir vakitler, böyle bir şey hayal edilecek olsa, biri bir telefon eder ve her şey o anda biterdi.
Bugün bunu yaptığımıza göre, demek değişen bir şeyler var ve demek Türkiye bile değişebiliyor.
Ama bu değişim olurken ve bu ülkede iktidarın yapısı, terkibi, aynı zamanda da işleyiş mekanizmaları değişime uğrarken, geleneksel iktidar seçkinleri de farklı bir biçimde siyaset yapmak durumunda kalıyor.
Son derece 'tepeden inmeci', halktan son derece kopuk olan geleneksel iktidar seçkinleri bugün bütün sorunları sokağa indirmeye, iki günde bir karşımıza örnekleri çıkan 'linç' psikozunu sürekli diri tutmaya ve demokratik gelişimi isterikleşen bir kitle faşizmiyle durdurmaya çalışıyorlar.
Bu son derece tehlikeli bir oyun ve ülkeyi felakete sürükleme ihtimali yüksek. Ama göre göre, bile bile, bunu yapıyorlar.