Bir ilke

Ali Sirmen İletişim Yayınları'nın Nihat Genç'le sözleşmesini feshetmesi üzerine, bunu benim yaptığımı iddia eden bir yazı yazmıştı.

Ali Sirmen İletişim Yayınları'nın Nihat Genç'le sözleşmesini feshetmesi üzerine, bunu benim yaptığımı iddia eden bir yazı yazmıştı. Bu yazıda şöyle bir mantık işleniyordu: "Sahte demokrat Murat Belge 'demokrasi havariliği'ni elden bırakmaz, ama biri kendisine bir eleştiride bulunacak olursa işine son verir!" Bu yazı, yazarın benim gibi demokrat olmaktansa kendi olduğu gibi dinozor olmayı tercih edeceğini bildiren sözleriyle son buluyordu.
Ne olmak istediğine kendi karar verir elbette. Yalnız ben İletişim Yayınları'nın Nihat Genç'le sözleşmesini feshettiği haberini gazetede okuyup öğrendiğim için, söylediği sözün bir yalan olduğunu belirttim.
Buna cevap vermiş, Nihat Genç'in yazılarından hiçbir zaman hoşlanmadığımı söylemiştim. Buna ve İletişim'in kurucusu olduğuma dayanarak, gene de olayda benim payım olduğunu -bu sefer- ima ediyor ve bu yazısını da 'Aferin sana doğrucu demokrat' sözleriyle bitiriyor.
Ali Sirmen bir süre Milliyet gazetesinde yazmıştı. O sıralarda gazetenin bir başka yazarı, Ahmet Altan, 'Atakürt' başlığıyla bir yazı yayımladığı için gazeteden çıkarılmıştı. Bu olay üzerine Ali Sirmen de bir yazı kaleme almıştı. 20 Ekim 1995 tarihli bu yazıda Ali Sirmen, meslektaşı Ahmet Altan'ın gazeteden çıkarılması kararının doğru bir karar olduğunu savunuyor ve şunları söylüyor:
"Ben ayrılığı doğru görenlerden biriydim.
Çünkü kimilerinin sandığının aksine, demokrasi her şeyin her yerde söylendiği başıbozukluk rejimi değil, kurumların kendileriyle tutarlı olarak görüşlerini açıkladıkları bir özgürlükler rejimiydi."
Bu, tabii, benim de katıldığım, çünkü zaten bu işlerin 'elifbası' sayılacak bir ilkedir. Ali Sirmen şöyle devam ediyor:
"Özgürlüklerin savunulabilmesi, rejimin sağlam olabilmesi için kurumların kendi ilan ettikleri ilkeleriyle tutarlılık içinde olmaları gerekirdi.
Nitekim, hiç kimse, Zaman veya Akit gibi gazetelerde laiklik savunusu yapılmasını beklemezdi demokrasilerde. Ya da sağcı bir partide, sosyalizmin savunması yapılamıyor ya da sol partiler vahşi kapitalizmi övmüyor diye, o ülkede demokrasi olmadığı ileri sürülemezdi.
Nitekim, Ahmet Altan o yazıdakine benzer görüşlerini o görüş çizgisinde olan bir gazetede sürdürdü. Normal olanı buydu.
Nasıl ki Türk-İş'te lokavt ya da TÜSİAD'da genel grev çağrısı yapılmazsa, belirli ilkelere uyacağını okuruna taahhüt etmiş bir gazete de,
o ilkelere ters köşelerle okur tepkisinden masun kalamazdı."
Evet, bunun ilkesi budur; dolayısıyla benim de bunlara bir diyeceğim yok. 'Atakürt' yazısını yazdı diye işten çıkaran ben olmazdım, ama bu temel ilkeyi değiştirmiyor.
Ali Sirmen, bir üslup özelliği olsa gerek, bu ilkeyi 'geçmiş zaman' kipiyle yazmış. İsabet olmuş. Demek ki bir zamanlar öyleydi, ama artık öyle değil.
O halde, 'Vay, Nihat Genç'in kitabını basmaktan nasıl vazgeçersin!' diye saldırmakta bir sakınca yok.
Vazgeçen ben olmasam da (sözleşme yapan da olmadığım gibi).
'Doğrucu demokrat' veya 'yalancı dinozor' gibi edebiyatlar paralamama gerek yok. 'Ali Sirmen' demek yeterli.