Bir ülkede iki millet

Dünyanın bazı ülkelerinde, sanki bir ve aynı değil, iki ayrı toplum yaşıyormuş gibi bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Bir toplumbilimci bu durumu açıklamak için 'Belindia' diye bir terim icat etmişti.

Dünyanın bazı ülkelerinde, sanki bir ve aynı değil, iki ayrı toplum yaşıyormuş gibi bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Bir toplumbilimci bu durumu açıklamak için 'Belindia' diye bir terim icat etmişti.
Buna göre, bir kesimin hayat tarzına bakıyorsunuz, Belçika'da nasıl bir
hayat yaşanıyorsa onlar da aynı şeyleri yapıyorlar. Ama bir de öbür kesim var (genellikle de çoğunluğu oluşturan kesim) ki, bunlar Hindistan'daki yoksulları akla getirecek şekilde yaşıyor.
Buna benzer ayrımların olduğu yerlerde, durumlarda (tabii Hindistan'ın kendisi de bunun belirgin biçimde varolduğu ülkelerden biridir) temel
etken genellikle ekonomik. Daha varlıklı kesim, eğitim, dışa açılma vb. çeşitli imkânlarının da yardımıyla artık bütün dünyada standart kabul edilen bir hayat tarzına geçiyor. Yoksul kesimlerse, hem bu tarzı bilmedikleri için, hem bilseler de muhtemelen maddi güçleri yetmeyeceği için, oralarda değiller.
Ama birçok durumda, ekonomik etkenin yanında kültürel etkene de rastlayabiliyorsunuz. Parası olmadığı için değil, öbür türlüsünü tercih ettiği için öyle yapıyor, öyle yaşıyor.
Örneğin dünyadaki 'Belçikalar'a baktığımda, bunlar 'sınıflı toplum'un hası olduğuna göre, ekonomik eşitsizlik bol miktarda var. Buna rağmen, 'Belindia' manzarasıyla pek karşılaşmıyorsunuz. Bunun tersini de düşünebiliriz belki -ama bugünün dünyasında o tür bir homojenlik sanki daha fazla güçleşti. Şimdi her toplumun 'Belçikalıları' var.
Dolayısıyla yalnız başına ekonomik-sınıfsal ölçüt durumu açıklamakta yetersiz kalıyor gibi. Bunun yanına tarihi gelişme biçimini ve onun yarattığı kültürel yapılanmayı da eklemek gerekiyor.
Türkiye, kendi kültürel ayrımında, bu tarihi koşulların daha belirleyici rol oynadığı bir toplum olsa gerek. Özellikle son zamanlarda, toplumsal 'mobilizasyon' arttıkça, yani alt tabaka içinden bir
yolunu bulup para kazanarak üst tabakalara tırmananların sayısı arttıkça, ekonomik skalanın en altındakilerle ün üstündekilerin manevi düzeyde aynı zevkleri, aynı değerleri benimsediklerini görüyoruz. Bu düzeyde farklılığı yaratan şey, Türkiye'de adamın cebindeki paranın miktarı değil, diplomasının niteliği. Dolayısıyla, gene alttan gelerek, öyle bir eğitim filtresinden geçmek ve böylece bu toplumun 'Belçikalıları' arasına
girmek de mümkün. Mümkün olduğu ve aramızda böyleleri de bulunduğu
halde sayıları az. Ta 50'lerden başlayarak, 80'ler ve 90'larda belki artarak, öteki kanalda trafik çok daha yoğun.
Peki, böyle bir durumun olması, bir toplum için ciddi bir sorun mu?
Birilerinin sorun haline getirdiği kadar olmayabilir; sorun haline getirdiği biçimde (bir kesimi aşağılayarak vb.) hiç olmayabilir. Ama evet, bence bir sorundur, çünkü bir oturmamışlığın, bir dengesizliğin sonucudur ve onun sonucu da, zaman zaman tehlikeli boyutlara varacak bir toplumsal iletişimsizlik durumu olabilir.
Şu İstanbul'da bile, benim kılığımda biri ana caddeden iki sokak içeri sapınca mahallenin çocukları 'Hello! Good-bye!' diye bağırarak etrafına toplanıyor.
Aynı toplumda yaşadığın insanlarla, aynı toplumdan olduğunu hissetmeden yaşamak, çok 'sağlıklı' denecek bir durum değildir herhalde.