'Biz bize benzeriz'

Hurşit Tolon'un devir-teslim törenindeki saldırgan sözlerinden sonra, bir madalya töreninde de Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök konuştu. Basın bunları, alışık olduğumuz şekilde, 'Askerden Önemli Mesajlar' gibi başlıklarla duyurdu.

Hurşit Tolon'un devir-teslim törenindeki saldırgan sözlerinden sonra, bir madalya töreninde de Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök konuştu. Basın bunları, alışık olduğumuz şekilde, 'Askerden Önemli Mesajlar' gibi başlıklarla duyurdu.
Hilmi Özkök her zaman daha ılımlı bir dille konuştuğu için öteki 'general demeçleri'nden ayrılıyor. Ancak, onun söylediği sözler arasında da tartışma gerektirecek olanları az değil.
Bunların başında 'yalnız bize özgü'cülük diyebileceğim tavır var. Bu öteden beri Türkiye'nin milliyetçi ideolojisinde özel ve önemli bir yer tutar. Hilmi Özkök, bu 'Türk farklıdır' inancını 'toplum-ordu' ilişkisine uyguluyor ve şunları söylüyor: "TSK'yı güçlü kılan iki önemli özelliği var: Bunlardan birincisi büyük Atatürk'ün deyimiyle TSK'ya has olan: 'halis millilik' vasfıdır. Bu vasıf, TSK'yı ulusun ayrılmaz bir parçası haline getiriyor, diğer ülkelerin silahlı kuvvetlerinden de farklı kılıyor."
'Milli'nin 'halis' olanıyla olmayanı arasındaki farkı anlamadım. Bunları toplumbilimi içinde geçerliliği olan kavramlar olarak ele alacaksak, anlamamıza da imkân yok. 'Öz Varan', 'Hakiki Varan' gibi sıfatların kullanımından çok da farklı bir şey değil. Hangi ordunun komutanı demeç verirken, 'Bizim ülkenin ordusu 'milli' sayılabilir, ama 'halis' değildir' diye konuşur? Bir terim olarak (duygusal bir övgü sözü değil) 'halis' milli ne anlama gelir.
Ama kendisi tamamen metafizik olan bu kavramın üstüne kendinden de büyük yeni önermeler inşa ediyoruz. 'Halis milli' olduğu için 'ulusun ayrılmaz bir parçası' oluyor. Burada gene, hangi ordu komutanının, 'Bizim ordu aslında ulustan ayrılabilir' dediğini düşünelim. Elbette ki her ordu için bu bir idealdir. Ama bu basamaktan da geliyoruz, Türkiye'de ordunun bütün dünyadaki ordulardan farklı olduğuna. Bu sonuca nasıl varıldığını anlamak da mümkün değil.
Ama buradan Avrupa'nın bizi anlamadığı gibi başka sonuçlara da sıçrıyoruz:
"Bu da, özellikle AB'ye giriş sürecinde, bu ülkelerin TSK'nın toplumdaki olumlu rolünü ve önemini tam olarak algılayamamalarına neden oluyor."
AB'nin dediği şu: "Burası bir demokrasi birliği. Demokrasinin öncelikli koşullarından biri askerin sivil denetiminde olmasıdır. Sizin geleneğinizde asker politikada herkesten önemli bir rol oynuyor. Buraya üye olacaksanız, bunu değiştirmeniz gerekir."
Biz buna ne cevap vermiş oluyoruz? 'Hayır, gerçek demokrasi, sivillerin askerin emrinde olduğu bir rejimdir' diyor muyuz? Yüreğinin içinde, tam da bunu söylemek isteyenlerin epeyce kalabalık olduğunu biliyoruz. Ama bu sözün dünyada hiçbir inandırıcılığı yok. Bu durumda, 'Evet, dünyada bu ilişki sizin dediğiniz gibidir,' diyoruz; bu genellemeye karşı çıkmıyoruz. "Ama" diyoruz, "biz sizin bildiğiniz gibi değiliz. Bizde askerin önde olması demokrasi işaretidir, sağlık işaretidir, çünkü biz size benzemeyiz, biz, bizden başka kimseye benzemeyiz. Bizi böyle kabul edin."
İnandırıcı mı bu muhakeme? Bu söylenenlerin hepsinin doğru olduğunu varsayalım. Gerçekten Türkiye böyle bir toplum olsun. Ama bu kadar tuhaf, bu kadar temelden farklı, her alanda farklı muamele talep eden bir ülkenin Avrupa Birliği içinde bir işi olabilir mi? "Madem bu kadar farklısınız ve bundan ötürü böylesine mutlusunuz, siz kendi başınıza oturun -zaten kimseye benzemiyorsunuz" demezler mi?