'Boynuzlu at' olmak

Bir-iki gündür 'Atatürk'e hakaret eden Küçük Prens' ya da 'Türk düşmanı Dostoyevski' gibi temaları, anlamsızlığını abartarak yazıyorum. Şüphesiz, edebiyat değerlendirmesine edebiyatdışı ölçütlerle yaklaşmanın tek örneği değil bunlar.

Bir-iki gündür 'Atatürk'e hakaret eden Küçük Prens' ya da 'Türk düşmanı Dostoyevski' gibi temaları, anlamsızlığını abartarak yazıyorum. Şüphesiz, edebiyat değerlendirmesine edebiyatdışı ölçütlerle yaklaşmanın tek örneği değil bunlar. Sanat oldu olalı, birtakım göreneksel ahlak ölçütlerini sanata uygulamak da normalleşti. Thomas Hardy de Türkler hakkında iyi veya kötü bir şey yazmadığı için bizim 'ulusal' değerlendirmemiz dışında kalır; ama 19. yüzyıl İngiltere'sinde ('Victorian' dönem) 'evlilik-dışı aşk' anlattığı için W. Smith kitapçı zinciri tarafından boykot edilmişti.
'Dostoyevski', diyorduk. Sovyetler Birliği'nde, Dostoyevski 'Türk düşmanı' olduğu için değil, ama öyleyse, öyle olmasına yol açan ideolojisi yüzünden, pan-Slavist inançlarından ötürü kötülendi.
'Dinci, ırkçı, gerici' diye damgalandı. Üstelik, böyle damgalanmasını bir 'haksızlık' gibi göremeyiz.
Evet, gerçekten bu tür görüşleri, inançları olan bir yazardı Dostoyevski, ama aynı zamanda, bu dünyaya gelmiş en büyük yazarlardan biriydi -bu görüşlerine rağmen ya da bu görüşleriyle birlikte.
Şimdi de Sovyetler Birliği diye bir şey yok. Dostoyevki'nin nasıl 'kötü' bir yazar olduğunu anlatan 'sosyalist gerçekçi' eleştirmenlerin kitapları da, birtakım kütüphanelerin sık uğranmayan raflarında tozlanıyor. Ama Dostoyevski bugün de okunuyor, yarın da okunacak.
Bir edebiyatçıya, sanatçıya 'ilericidir/gericidir' diye yaklaşmak bence yanlıştır. Onun için sanat eleştirisine bu gibi kategorilerin sokulmasına hep karşı oldum.
'Sanat toplum içindir' türlü kaba işlevselliklere yakınlık duymadım. Ancak, doğru veya yanlış, bunlar da son analizde 'evrensel' ölçütlerdir. 'Gerici' olmayı sanat için olumsuz bir özellik sayıyorsanız, falanca gerici ise, Japonya'da da, Mali'de de gericidir ve bu nedenle 'kötü bir sanatçı'dır. Dolayısıyla 'Atatürk'e hakaret etti' veya 'Türk düşmanı' gibi tek bir ulusu ilgilendirecek, bu nedenle belki 'ulusal görecilik' diye adlandırılabilir bir kategoriye girmez.
Ama bu tanımlamaya ya da adlandırmaya çalıştığım kategori, tam 'absürdite' kapsamına girer. Siz bir milliyetçi olarak hayatı, evreni yalnız ve yalnız buna benzer kategoriler içinde görmek, anlamak ve anlamlandırmak isteyebilirsiniz. Buyurun, böyle yapın. Ama bilin ki, evrensel ve uluslararası bir nesne olan 'sanat'la herhangi bir ilginiz yoktur; söylediğiniz sözün 'sanat alanıyla' herhangi bir ilgisi yoktur.
Türk milliyetçiliğinin pek çok tezahürü gibi bu da bu ideolojiyle yaşamayı tercih edenleri, insanlığın ortak kaderinin, ortak sorunlarının, ortak mutluluk ve mutsuzluklarının dışına çıkarmaya yarar. Ama Türk milliyetçiliği zaten tam da bunu sağlamayı amaçlayan bir düşünce tarzı olduğuna göre, amaca uymadığını söyleyemeyiz.
Ortaçağın boynuzlu atı ('unicorn') gibi bir yaratık!