Bu yol nereye çıkar?

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Adana Milletvekili Atilla Başoğlu kendi </br>'Meclis çalışmaları'nı kitap haline getirmiş.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Adana Milletvekili Atilla Başoğlu kendi
'Meclis çalışmaları'nı kitap haline getirmiş.
'Uzun İnce Bir Yoldayım' adıyla, "...Meclis konuşmalarımı, kanun tekliflerimi, yazılı-sözlü soru önergelerimi kapsayan çalışmalarımı, bu kitapta toplayarak sizinle paylaşmayı arzu ettim" diyor.
Kitabını karıştırırken, henüz Eğitim Bakanı'nın Erkan Mumcu olduğu dönemde CHP'nin bu milletvekilinin verdiği bir soru önergesiyle karşılaştım. Önce bakanlıkta 'Yabancı danışmanlar istihdam edilmiş midir?' diye soruluyor. Cevabın olumlu olacağı varsayılarak şu soruya geçiliyor: 'Hem milli olmak hem de yabancı danışmanlarla çalışmak nasıl açıklanabilir?'
Bu soruyu görünce CHP Milletvekili Atilla Başoğlu'nun nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunu anladım. Gene de, böyle bir soru 'safiyet'le formüllenebilir mi? 'Milli Savunma'nın NATO ile ilişkisinden bu sayın milletvekilinin hiç haberi olmamış mıdır acaba?
Olmuştur. Böyle şeyleri düşünmeye çok vakit bulamadığı anlaşılıyor, ama belli ki AKP gibi bir partiyi bu 'milli' konusunda açmaza düşürmek gibi bir amaç güdülmüş. Buna karşılık o 'gerici', 'yobaz' partinin bakanı,
'Bilginin milliyeti yoktur, sayın milletvekilim. Bilgi evrensel bir şeydir' diye cevap veriyor.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Adana Milletvekili olan zatın, bu soru önergesine koyduğu son soru da şöyle: "Çocuklarımızın, ancak müstemleke ülkelerinde görülecek şekil ve yoğunlukta yabancı dilde eğitim görmelerini Milli Eğitim Bakanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?"
Bakanın buna verdiği cevabı, yukarıdaki kadar net bir şekilde doğru bulamadım, çünkü sanki o da bu noktada bu 'milli' kavramına sahip çıkmak için 'kilise vakfı', 'yabancı vakıf' gibi birtakım konulara, konunun hakkını tam vermeden giriyor. Ama tabii AKP'li bakanın bu tavrıyla,
'sosyal-demokrat' olduğuna dair çeşitli söylentiler duyduğum Cumhuriyet Halk Partisi'nin Adana Milletvekili'nin tavrı arasında dağlar kadar fark var. En azından Bakan, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yabancı dil eğitimini öncelikle Anadolu liseleri yoluyla yaparak 'milli'liği koruduğunu anlatmaya çalışıyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin milletvekili ise 'yabancı dil eğitimi'nin sömürgelerde yapılacak bir iş olduğuna inanıyor.
Bu arada, bir yanlışlığa meydan vermemek için, yukarıda andığım 'sosyal-demokrat' söylentisinin milletvekili için değil, parti için geçerli olduğunu bir kere daha belirteyim. Çünkü milletvekili kendisi, kitabının sonuna eklediği 'üçüncü şahıs ağzından otobiyografik not'ta, kendini şu sözlerle tanıtmış: "O, kendisini hiçbir '...izm' mensubu saymadan, su katılmamış bir Atatürkçü olarak tanımlamaktadır." Kitabına eklediği mektupta da, "Atatürk'ün sadık bir talebesi olarak daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz" demiş. Kolay gelsin ve iyi çalışmalar.
Eğitimin içinde ve yabancı dil bilgisiyle de ilişkili bir kişi olarak, benim buna ekleyeceğim söz, milli vekilin 'müstemleke' koşulları karşısında duyduğu bütün üzüntüye rağmen, ülkede yabancı dili iyi bilen insan yetişmemesidir. Ama belli ki milli vekile kalsa, bu kadarını da ortadan kaldırmak gerekmektedir.
Bu yetersizlik sonucunda Türkiye'de başta İngilizce, çeşitli yabancı dillerde öğretim yapan 'yükseköğrenim kurumları' var ve bunun olması
'müstemleke'yi biraz andıran bir manzara yaratıyor.
Dün, Meclis'e seçilen azınlık milletvekili olabilmesi olgusu karşısında gözü dönmüş, hiddete kapılmış bir vatandaşımızın kitabından bazı satırlar sunmuştum. O vatandaşımız 'Ülkü' sözleriyle, 'Türk'ün Türk'ten başka dostu yok' şiarı ve başka benzer göndermelerle, ideolojik imzasını herkesin kolayca anlayabileceği bir açıklıkla atmıştı.
Bu milletvekili de 'izm'lerle ilgisi olmayan bir Atatürkçü olduğunu söylüyor. Sonunda bütün bu sözler, ülkemizin ortasından Amazon gibi güldür güldür akan milliyetçilik nehrinin ana akışına ekleniyor ve onunla birlikte gidiyor. Kitabına 'Uzun İnce Bir yol' adını koymuş Başoğlu; oysa çok kalın ve küt bir yol bu. Varacağı yer de çok belli.
Günlük hayatımızı, günlük konuşmalarımızı, günlük izlenim ve düşüncelerimizi oluşturuyor bunlar. Bu insanlar böyle, çünkü bu ülkede yıllardan beri başka hiçbir söz söylenmemiş, hiçbir değer belletilmemiş. Dolayısıyla bu şekilde faşist olduğunuzda, kendinizi 'izm'lerden azade sayabiliyorsunuz.
Ve ideal bir 'çalışma arkadaşı' olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nden Meclis'e giriyorsunuz.