Bulandırsan da...

'Siviller yapamaz/siviller beceremez' edebiyatı yapmak, arada bir iyi bir Havana bulunca içmek ya da şöyle uzun uzun yüzmek gibi; her zaman değilse de, arayı çok açmadan yapması faydalı bir iştir.

'Siviller yapamaz/siviller beceremez' edebiyatı yapmak, arada bir iyi bir Havana bulunca içmek ya da şöyle uzun uzun yüzmek gibi; her zaman değilse de, arayı çok açmadan yapması faydalı bir iştir. "Canım, bu sivillerle de olmuyor. İşte görüyorsunuz..." diye döktürdükçe, toplum da gerekli terbiyeyi almış, kimden neyi beklemesi gerektiğini öğrenmiş olur.
Ama bugünlerde durum böyle değil. Genel terbiyevi amaçlara hizmetten değil, ortada defteri dürülmesi gerekli görülen birtakım siviller bulunduğu için bu retorik özellikle canlı tutuluyor. AKP'nin iktidar olması, defter dürme gereğini ortaya çıkardı. Ama Irak krizinden bu yana gerilim arttı, retorik hacmi yükseldi. Amerika ile aramızın açılmış olması birçoklarını ciddi bir şekilde korkutuyor. Ama bu arada birileri de olup bitenlerden gene 'siviller'in, yani bu 'acemi' ya da 'beceriksiz' ya da zaten düpedüz 'kötü niyetli' hükümetin sorumlu olduğu kanısını yaymaya çalışıyor. Ola ki yeni bir '28 Şubat güneşi' doğacaktır; buna benzer bir şey olacaktır. Böylece, hem Türkiye uluslararası demokratik platformlardan dışlanacağı için korktuğumuz bazı şeylerden (demokratikleşmeden, sivilleşmeden, AB'den) kurtulacağızdır; hem de iç politikada hükümeti her şeyin sorumlusu olarak tepeleme imkânı açılacaktır.
Perde arkasında tastamam neler olduğunu görmek mümkün değil. Üstelik, böyle bir ortamda herkesin başka bir perdesi olduğu için kimsenin asıl sorunu görebildiğini sanmıyorum. Ama bu kargaşada, Amerika ile aramıza karakedi girmesi hikâyesinde. Ve bunu izleyen bütün gerçek olgular ya da senaryolar konusunda, hükümetin birinci dereceden sorumlu olduğunu sanmıyorum. Amerika tarafından durumun böyle görüldüğünü ve böyle değerlendirildiğini hiç sanmıyorum.
Amerika, haklı ya da haksız, 'en sadık yâri'nden yemiş olduğu darbenin şokunu üstünden atamadığını dile getiriyor. Bu 'şoke edici' ihanet fiilinin faili, herhalde AKP olamaz.
Bütün istihbaratı, bilgileri ve önyargılarıyla ve bugünkü yönetiminin dünya görüşüyle Amerika'nın AKP karşısında böyle şaşkınlıklara düşmesinin bir gereği yok. Amerika, 'Beklemediğim bir darbe yedim' derken, asıl eski müttefiki Silahlı Kuvvetler'e bakıyor.
Bakmasının tek nedeni de, Meclis'te oylama öncesinde Silahlı Kuvvetler'in karar organlarının gerekli müdahalede bulunmaması, 'beklenen önderliği' yapmamasından ibaret değil sanırım.
Silahlı Kuvvetler, Kürt sorunundan ötürü, bu işin başından beri hemen hemen her konuda Amerika'dan farklı bir tutuma sahip. Son krizde, bundan önce gene bazı silahlarla derdest edilip gerisin geriye Türkiye'ye gönderilen timde ve haberimiz olmayan kim bilir kaç olayda olan olay bu.
Ve bu, hükümetin inisiyatifinde olan bir şey değil. Her konuda olduğu gibi burada da yaklaşımlar bir hayli farklı.
Şu çerçevede, 'Kim haklıdır?', 'Kim doğru yapıyor?' gibi sorular sormuyorum. Elbette onların da sırası gelecek. Elbette onların iyi tartışılması gerekiyor.
Bu çerçevede, konunun bulandırılmaması gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Amerika'nın Irak'ta uyguladığı politikalardan, bunların Kürtlerle ilgili kısmından memnun olmayanlar, bunların uzun vadeli sonuçlarından ürkenler olabilir elbette.. nitekim vardır.
O zaman söz konusu politikalara aykırı, başka politikaların geçerli olması için çalışabilirler elbette.. çalışıyorlardır da.
Ama orada şu ya da bu şekilde istenmeyen, hoşa gitmeyen bir durum ortaya çıktığında, bunun hesabını bir tarafa çıkarmaya çalışmak olacak iş değil. İnandırıcı da değil.
'İnandırıcı olması önemli değil zaten' denebilir. Hiç değilse bu densin, biraz daha dürüstçe olur.
Hikâyedeki kurt bile, sonunda, 'Bulandırsan da, bulandırmasan da, aklıma koydum, ben
seni yiyeceğim' demiş.
Bunu da aklına koyan, daha doğrusu aklından çıkaramayanlar var.