'Çağdaş' üniversite

YÖK'ün değişmesi vesilesiyle eğitim ve öğretimden ne anladığımızı ve ne beklediğimizi konuşabiliyor muyuz?

YÖK'ün değişmesi vesilesiyle eğitim ve öğretimden ne anladığımızı ve ne beklediğimizi konuşabiliyor muyuz?
Hayır. Belli ki böyle bir ihtiyaç yok. Gürüz, YÖK'ün çağdaş olduğunu söylemiş. 'Profesörlüğe müracaat edebilmek için konulan 'uluslararası bilimsel performans' ölçütlerine uymayanlar'mış YÖK'ü eleştirenler.
Koskoca YÖK Başkanı böyle buyurduktan sonra, sorun çözülmüştür, demektir. Bu 'çağdaş' kurumun benzeri nerede? Amerika'da, Birleşik Krallık'ta hangi üniversitede kimin rektör olacağına karar veren, bütün üniversitelere
'gizli' diye emirname gönderip 'Bilmem ne konusunda, falan sonucu elde etmek üzere araştırma yaptırın' diyen 'çağdaş' kurumlar hangileridir, adları nedir?
Gürüz'ün açıklamasından sonra bu soruları sormamıza gerek kalmıyor.
Önemli konu profesörlerimizin 'Kubilay' mı, yoksa 'edepsiz' mi olduğu.
Bu kavgayı sonuca bağlayarak, öğretimden ne anladığımız ve ne beklediğimiz konusunu da aydınlatmış olacağız.
Kavganın tarafları herhalde böyle bir ortamdan hoşnutlar ki, birbirleriyle bu gibi sözleri, sıfatları kullanarak konuşmakta bir sakınca görmüyorlar.
Biri 'İcabında Kubilay oluruz' diyor, o cephenin adamları hemen bunu savunmaya girişiyor. 'Canım, ne çıkar 'Kubilay' derse, biraz heyecanlı konuşmuş' türünden teviller. Ama bu birileri, bu tevilleri sıralarken cephenin başka birileri Kubilay üstünden süngü hücumuna geçmiş bile; konuyu sömürdükçe sömürüyor: 'Kör testereyle kestiler, kanını da içtiler' diye, kendi güzel hayal gücünün yaratabileceği yeni güzel imgeler ve öğelerle eski hikâyeyi süslüyor.
Çünkü bu, öteden beri, bu şekilde işlenmiş, olgu olmaktan çıkarılıp duygusallığı had safhaya getirilmiş bir propaganda malzemesi yapılmıştır.
Bir profesör, şu çağdaşlığı Gürüz'e göre tartışılmaz saygıdeğer kurumun bir üyesi kalkıp bunu söylüyorsa, elbet bir bildiği vardır. Bildiği de herhalde budur: gerilim artıracak hammadde temini. Taraflar birbirine taş atarken, 'Bir de şunu deneyin' diye ellerine bir el bombası tutuşturmak.
Bir an şu son girişimi, YÖK'ün değiştirilmesi olayını hiç olmamış kabul edip eski günleri hatırlamaya çalışıyorum. Şimdiki hükümet yasa değiştirmekle üniversitenin özerkliğine, özgürlüğüne vb. müdahale ediyorsa, herhalde bu çeşit müdahalenin en büyüğü YÖK'ün kendisiydi. Şu şimdinin Kubilay adayları herhalde o zaman da üniversitenin bir yerlerinde duruyorlardı. Belki 12 Eylül darbe başına bağlılık telgrafı çeken ya da ünlü konseyin önünden geçerek el sıkan ağabeyleri kadar ön planda değillerdi, ama oralardaydılar. O zaman Kubilay'lık falan gelmemişti akıllarına.
Sonuçta bunlar hepsi bildiğimiz şeyler. Evet, öyleydi, gene öyle. Herkes yerini almış, siperini kazmış, bekliyor. Şu anda YÖK'ü savunmayı ve bu uğurda Kubilay olmayı seçenlerin gerilim yükseltmeye çalışmalarını anlıyorum. Onların konumunda gerçekçi bir politika ve Türkiye'de en azından 1960'ın 27 Mayıs darbesinden bu yana solun, sağın, herkesin uyguladığı politika: gerilim yaratıp orduyu müdahaleye çağırmak ya da bu tehdidi kullanarak bir şeyler elde etmek.
Ama bu gerilimin hükümete, Başbakan'a ne kazandırdığını anlamıyorum. Tamam, bir cephe onun bir lafını yorumlayarak 'edepsiz' sıfatını çıkarsıyor, ama böyle oynanmaya yatkın lafları söyleyen Başbakan'ın kendisi. 'Profesörler parti üyesi olduğuna göre üniversiteler zaten politize olmuştur' akıl yürütmesi, hem söylenen söze geçerli cevap değil hem de antidemokratik uzantıları gayet tehlikeli.
Seçmeninin kendisinden bu şiddeti beklediğini mi düşünüyor acaba Erdoğan? Yoksa sorun kimsenin bu kavga kültürünü aşacak bir donanıma sahip olmaması mı?
Eğitim ve öğretimden ne anlıyor ve ne bekliyoruz? Eğitim ve öğretimi ellerine teslim ettiğimiz zevatın şu tavırlarının devamını mı?