Çağdaşlaşma!

Pazartesi sabahı okuduğum gazetelerin üçünde, birkaç gün önce yeniden gündeme gelen 'İslam'ın modernleşmesi' üstüne, onu devam ettirir mahiyette bir şeyler (haber, mülakat vb.) vardı.

Pazartesi sabahı okuduğum gazetelerin üçünde, birkaç gün önce yeniden gündeme gelen 'İslam'ın modernleşmesi' üstüne, onu devam ettirir mahiyette bir şeyler (haber, mülakat vb.) vardı. Radikal'de Neşe Düzel, başka konulara ağırlık verdiği mülakatının sonunda, Fehmi Koru'ya bu konuda da bir soru soruyor. Bana en tutarlı görünen değerlendirme Koru'nunkiydi. Özetle, 'İslam demokratikleşmez, ama Müslümanlar demokratikleşir' diyor. Kimileri bunu 'çelişki' gibi yorumlayabilir, oysa değil. İslam Kuran'ı Kerim'de söylenmiştir; Kuran'ı Kerim Allah'ın Kelam'ıdır. Dolayısıyla 'demokratikleşme' ya da herhangi bir şey, oraya eklenemez, orada bir şey değişmez vb.
Bütün dinlerde uluhiyet ilkesiyle insan arasında bağlantı kurma sorunu vardır. İslamiyet'teki çözüm böyle. Bunu başka bir yazıda tartışırız.
Müslümanlar, yaşadıkları hayatın koşullarına göre, içinde bulundukları topluluğun değerlerine göre, birçok şeye göre, daha demokratik, daha az demokratik olabilirler -'demokratik'in yanı sıra daha pek çok şey olabilirler.
Milliyet'te yeni Diyanet İşleri Başkanı'na ilişkin bir haber vardı. Bugünün gazetecilerinin böyle konularda kendilerine söylenenden ne anladıklarını pek bilemediğim için, 'Milliyet'in yalancısıyım' diyeyim -kimbilir, bambaşka bir şey söylemek istemiş olabilir. Ama gazetede çıkan, Fehmi Koru'nunkinin tam tersi bir anlayış yansıtıyordu: 'Din elbisesi bu bedene göre yeniden dikilmeli' diye bir cümle aktarılmış.
Ben bundan, bizim sekülaristlerin yaklaşımını çıkarıyorum: 'Kuran'ı Kerim aslında öyle demez, böyle der. Ben size doğrusunu söyleyeyim, bundan sonra böyle inanın' diye özetlenecek bir tavır.
Kendime göre İslam'ı 'çağdaşlaştırmak' için bulunmuş bir formül! Ama formül kendisi, altında yaşayan 'düşünce/ideoloji' anlayışı, 'inanç' anlayışı, her şeyiyle buram buram 19. yüzyıl, buram buram pozitivizm kokan bir zihin yapısı!
Kuran'ı Kerim'de, 'Azhab'da (59. ayet, örneğin), 'Nur'da (örneğin 30 ve 31. ayetler) Müslümanların bütün dünyada bildiği ve imanları ölçüsünde (ve kalıbında) uyduğu, 'kadının kılığı'na ilişkin sözler var. Onların, özellikle günün koşullarında nasıl yorumlanmasının akla yakın olduğunu tartışabiliriz, böyle bir tartışmadan sonuç alabiliriz. Ama insanlara,
'Öyle söylenmiyor, siz yanlış anlıyor,' diye bağırırsanız, elde sopa üstlerine üstlerine giderseniz, Dilipak'ın deyimiyle, 'TSE'ye uygun bir din' yaratmak üzere Kuran'ı yeniden yazmaya kalkışırsanız, karşınızdakini ikna etme imkânı sıfıra inmiş olur. Bu zaten bir 'ikna' çabası değil, dediğini zorla kabul ettirme stratejisi.
'Bedene göre yeni elbise dikme' mecazı bu amaçla söylenmese de benim aklıma bunları getiriyor. Bence 'elbise'ye fazla ilişmemek gerek. Onu konuşalım, yorumladığımızı bilerek yorumlayalım da gereğinde,
ama elimizi sürmeyelim. 'Beden' üstünde duralım daha çok: bu beden nerede, ne zaman var oluyor? Kendini ne zamandan beri düşündü, inceledi? Nelere ihtiyacı var?
Bu ihtiyaçlarla 'elbise'nin uyumu nerede?
'Çağdaşlaşma'ya ilişkin bir şey okuduğum üçüncü gazete de Hürriyet'ti. Bu gazetede neyi nasıl yapmamız gerektiğini bize bildiren satırlara sanki ötekilerden çok daha fazla rastlıyoruz. Bu olabilir elbette, ama kendine bir yol çizmiş, hayatta birtakım değerler benimsemiş (siyasi görüşü ne olursa olsun), bir insanın önem vermesi, benimsemesi gereken şeyler değil bunlar. Sun gazetesinin kadın editörünün bilmem kaçıncı sayfa güzelinin devamına karar vermiş olması, sözgelişi, bizim burada hep birlikte bayram etmemizi gerektirecek türde bir olay değil.
Bu son durumda da bir 'çağdaş imam' görüyoruz. Kadın eli sıkmakla kalmayıp kadınlara sarılırmış; böyle olduğuna göre hepimize örnek, 'rol modeli' olmalı demek ki.
Yalnız bu gazetenin değil, memleketi tıka basa doldurmuş olanca magazinin tutumu bu. 'Sekülarizm'den, 'çağdaşlık'tan böyle bir şeyler (aslında söz konusu imamın fersah fersah ötesindeki şeyler) anlıyorlar ve büyük bir kıvançla bu feci boşluğun propagandasını yapıyorlar. Bütün o zırva eğlence programlarında, üçüncü sayfalarında, akla gelen her yerde bu. Sonra da,
başını örterek ya da buna benzer bir şey yaparak bu çirkin ve içeriksiz varoluş tarzından uzak durmaya çalışanları 'çağdışılık'la suçluyorlar. 'Şu sunduğumuz yüce değerleri nasıl, ne hakla reddedersiniz?'
Hangi manken kiminle çıktı, kim hangi pencereden kaçtı, kim yumruk attı, kim sarhoş olup arabayı tosladı, kim neresini gerdirdi, kim neresini gösterdi? Bunlarla uğraşanlar 'çağdaş'. İyi, bu 'kitle kültürü' dünyasında bunların hepsi de olacak, yerinde, sınırında. Ama bunu bütün toplumun ideali diye zorla önümüze sürmeyin, yeter.