Çapraz bulmaca

Çapraz bulmaca çözme meraklılarının dünya ölçeğinde yüzdesini bilmiyorum. Ama epey yüksek çıkarsa şaşmam. Kendimi de aralarında saymam gerekiyor herhalde.

Çapraz bulmaca çözme meraklılarının dünya ölçeğinde yüzdesini bilmiyorum. Ama epey yüksek çıkarsa şaşmam. Kendimi de aralarında saymam gerekiyor herhalde. 'Herhalde' diyorum, çünkü bende biraz gidip gelen bir merak bu.
Ama gelmesi gitmesinden fazla. Şu sıralar da gene gelmiş vaziyetteler.
Ama epey bir zamandır Türkçe bulmaca çözmez oldum, çünkü bunların tarzını, üslubunu sevmiyorum.
'Medya' denen kurumun bu tarafında duruyorsak birtakım ayrıcalıklara sahibiz ya, işimiz çapraz bulmaca yapmak olsa da, fırsattan yararlanıp halkımızı eğitmekten geri durmayacağız. Az daha 'sofistike' bulmacalardan söz ediyorum. Genellikle bunların soldan sağa ve yukarıdan aşağıya 1 numaraları uzun olur. Ve uzun bir soruyla karşılaşırsınız: 'Falan yılda doğmuş, filan tarihte Sanayii Nefise'den mezun olduktan sonra Paris'te bilmem kimin atölyesinde çalışmış...' Yani ders! Öğreniyoruz.
Bu durumda öğretir, ama az sonra kendisi sıkışır. Şu şu harfler var, şuraya ne koymalı ki, anlamlı bir söz çıksın?
Bu durumda herhalde çeşitli ansiklopedilere ve şimdilerde muhtemelen internete başvuruluyor. Kimsenin bilmeyeceği, bilmesine de gerek olmayan bir lakırdı çıkıyor ortaya: 'Avustralya yerlilerinin beş yaşını aşmış kangurunun üçüz doğurmuşunu anlatmak için kullandığı kelime' filan!
Bir de bulmaca dili ve bulmaca kelimeleri var tabii -yalnız orada karşınıza çıkan 'ıra', 'uca', 'uran' gibi şeyler ve bol bol 'element' simgesi.
Siyah karelerin bir simetrisi olmaz.
Bu da bizde bir 'devletlu' davranışıdır: kuralı reaya için koymak, ama kendisini bağlayan kural tanımamak.
Benim alıştığım İngilizce bulmaca tarzında hep bir 'espri' vardır. Cevapta değil, soruş tarzındadır her şey. 'Bilmek' değil, soruşun esprisini 'çözmek'tir mesele. 'Henri's friend' der, en basitinden: 'Henri'nin arkadaşı'. 'Henry' değil 'Henri' diye yazdığına göre, Fransızcada 'arkadaş'ı soruyor. 'Amie' diyeceksiniz.
Ama asıl güzeli, daha çok pazar gününün büyük bulmacalarında karşınıza çıkan, fazladan 'trük', o bulmacanın oyunudur. Bir tanesini hatırlıyorum,
ipucu olarak, 'no men allowed' diyordu; yani, 'erkekler giremez'. Bu ipucu, çeşitli uzun bırakılmış yerler için geçerlidir. 'Carmen Miranda'da işi sökmüştüm.
'Men' içeri kabul edilmediği için, 'Car miranda' diye cevap vereceksiniz.
Bunun gibi, harflerle, seslerle bin türlü eğlenceli oyun icat ederler. 'Carmen'de 'men'i çıkarmanız gerekiyor; kiminde katmanız gerekir -ya da değiştirmeniz. Çok bilinen deyimleri onu akla getirmeyecek kelimelerle sormak vb.
Sonuç olarak, çapraz bulmacayı böyle bir anlayışla hazırlayan kişi, taze, daha önce yapılmamış bir numara, bir zekâ oyunu bulmak zorunda. Kısacası, 'yaratıcı' olmak zorunda.
Siz de bulmacayı çizmek durumunda olan kişiyseniz, bu yaratıcılığı anlamak
ve ona cevap vermek zorundasınız, dolayısıyla.
Böyle olunca, Türkçe bulmacanın yüzde 90'ına egemen olan o mekanik şey, 'Bir Mısır tanrısı', 'bir toprak boyası', 'eski Türklerde bilmem ne tanrıçası' mekanikliği yerine, her seferinde değişen, yepyeni bir şifreyle karşılaşıyorsunuz.
Kültür böyle bir şey. Her ayrıntısı önemli.