'Celadet' ve 'sirkat'

Yasalarda tanımlanmış duruma tam uyan ilişkiler: 'Suç işlemek üzere çete kurma' türü Ceza Kanunu maddeleri vardır hani, tam öyle.

Yasalarda tanımlanmış duruma tam uyan ilişkiler: 'Suç işlemek üzere çete kurma' türü Ceza Kanunu maddeleri vardır hani, tam öyle.
Sadakatle senaryoya uyan yönetmen ve oyuncular gibi, Türkeş ve maiyeti adam öldürmek üzere örgütlenerek kanun maddesinde yazılanlarla kusursuz uyum gösteriyorlar. Sonra bu, 'korkunç bir gerçeği' ifşa etmek üzere değil, 'hayranlık uyandıracak' örnek bir davranış olarak tefrika ediliyor.
Adam her an memleketin iyiliğini düşünüyor.
Apo gibi bir tehdidi 'vatan için' ortadan kaldırmaya karar veriyor. İnce ince plan yapıyor. O zıpçıktı kadın çıkıp işi bozmasa kim bilir şimdi ne rahatlamış olacaktık. 'Asmayıp da besleme' durumuna da düşmeyecektik.
'İleri görüşlü' siyaset adamı, önder dediğin böyle olur.
Apo'ya varana kadar nice maratonlardan geçildiği belirtiliyor. Evet, 'vatanı kurtarmak üzere', daha kim bilir kaç kişinin ölüm emri, 'esas duruşta' bekleyen militanlara verildi; sonra o şanlı maratonlar koşuldu, ipler göğüslendi, nice kahramanlık sayfaları yazıldı.
Şimdi bu şereften pay çıkarmak üzere, böyle punduna getirip tefrikalaştıracaklar herhalde maraton menkıbelerini. Usulen, adlar gizlenmiş gibi, 'V.K.' deniyor, falan. Ama herkesin 'reis' diye tanıdığı da yazılıyor. Hani bir tür gazetelerin çıplak hanım fotoğraflarının bir yerlerine koyduğu ince mi ince bantlar gibi bu kamuflaj çabaları: saklamayıp açığa vursun diye.
'Medeniyet' iddiasında, 'demokratik' olduğunu söyleyen, Anayasası'nda
'hukuk devleti' yazan bir ülkede böyle bir siyasi parti, böyle bir
'Başbuğ', böyle işleyen bir cinayet çarkı, bunlar hepsi korkunç şeyler.
Ama bu korkunçluk bir yere kadar. Biliriz ki dünyanın her yerinde, en iyi sayılacak ortamlarda da, en kötüsünde de, zihni 'şer'le dolu kişiler bulunabilir, yan yana gelip örgütlenebilir, korkunç şeyler yapabilir. Kötülük kötüdür ve kötülüğün sonu yoktur.
Toplumun kendisine geldiğimizde, orada aynı şeyleri görürsek, toplumda orta'yı, toplumun normu'nu temsil edenlerin ya da toplumda kanunun egemenliğini sağlamakla yükümlü olanların bu kötülük çetelerine hayat imkânı açtığını, el verdiğini, onlarla aynı değerleri paylaştığını gördüğümüzde, iş başka bir yere sıçradı ve her şey zıvanasından çıktı demektir.
Ne yazık ki Türkiye'de olun bu. Bu tefrikanın böyle yayımlanabilmesi, böyle konularda 'toplumsal vicdan' denen şeyin, büsbütün yok olmadıysa da, nasıl kalın bir nasır kabuğunun altında kaldığını gösteriyor.
'Milliyetçilik', uğruna her şeyin yapılabildiği bir şey haline getirildi. Bunu başardık.
Oturup adamlarıyla cinayet planlayan kişi karanlık bir partinin karanlık 'Başbuğu' olarak kalmadı: Süleyman Demirel'in Milliyetçi Cephe koalisyonlarında yer aldı ve 'Başbakan Yardımcısı' oldu. Kaç kere.
Artık saklanamayacak bir Susurluk ortaya çıktı, ama sonunda o bile örtbas edilebildi. Orada yer alan aktörler de 'milliyetçi'ydi, yaptıklarını
'vatan, millet' için yapmışlardı. Yüksek rütbelileri adları çıksa bile koruduk, ifade vermelerini bile önledik. Asıl tepedekiler hiç belli olmadı. İşte o da kapandı gitti, sonunda. Her ciddi terör durumunda medyanın koşup bilgisine ve bilgeliğine başvurduğu bir parti başkanı, o günlerden bize yadigâr kaldı.
'Andıç' rezaletlerini yaşamaktan da geri kalmadık. Kendileri anlattılar, nasıl 'bilgi'ye müdahale edip çarpıttıklarını ve böyle şeyler yapmanın
'milli' görev olduğunu. Onları da bağrımıza bastık.
Yeni ideal üniversitemizin kuruluşunu, başlıca eserinin dünyaca tanınmış bir kitabın serbest çevirisi olduğu bilinen bir 'profesör'e havale ettik. Bir başka 'çeviri' kitap sahibi olduğu için Tabipler Birliği'nden 'geçici uzaklaştırma' cezası almış bir başkası da en büyük üniversitemizin rektörü. O da 'milli' bir adam. Onun için işin 'çalıntı' kısmı önemli değil.
10'uncu yılında demir ağlarla örmüştük anayurdu (Turgut Demirağ da dahil); 80'incide, çete ağlarıyla, Susurluk ağlarıyla, örümcek ağlarıyla örmeyi de başardık. Yetişen kuşaklara örnek olmasını istediğimiz adamlar; kurumların başında, faaliyette. Onların gösterdiği yolda yürüyecek toplumun nerelere ulaşacağını da buyurun siz düşünün.