'Çerçeve belge felaketi'

İmzalamak yanlış olduğuna göre, 'İmzalanmamalıydı' demiş oluyor Baykal ve de Kızılelma cephesinde yerine oturuyor.

AB ile 'müzakereye başlama' kararının alınmasından bu yana, bilinen muhalefet odakları, beklenen davranışlarını gösteriyor, söyleyecekleri tahmin edilen sözleri söylüyorlar. Bunlar zaten sonuna kadar da devam edecek.
Bunların içinde bana en çarpıcı görüneni Deniz Baykal oldu. Böyle görünmesinin bir nedeni, Baykal'ın, sıfatı 'sosyal-demokrat' olan anamuhalefet partisinin başkanı olması, ama bu 'kurumsal' konumun yanı sıra, Baykal'ın bir konuyu bu hale getirmekteki kişisel mahareti de azımsanacak gibi bir şey değil.
Baykal, 3 Ekim gecesine ancak saatler durdurularak sığdırılan bu kararı, şimdiye kadar Türkiye'nin başına gelmiş en büyük felaketlerden biri olarak sunmayı başardı.
Azımsanır gibi olmayan şey, bu.
Şu anda ortaya çıkmış ve imzalanmış çerçeve belgedeki, Türkiye'in aleyhinde yorumlanmaya açık ifadeler üstünde duruyor Deniz Baykal. Böyle ifadeler gerçekten var ve bunlarla daha uzun zaman uğraşacağız. Ama Baykal öyle bir tonla konuşuyor ki, onu dinledikçe, insan bu ifadelerden AKP hükümetinin sorumlu olduğu izlenimine kapılıyor. Hani, neredeyse Tayyip Erdoğan'ın gidip o kâğıda bunları yazdığını düşüneceğiz.
O yazmadığına göre kim yazdı bunları? Türkiye'nin Avrupa'da bulunması keyfiyetine iyi gözle bakmayan Avrupalılar. Bunların var olduğunu ve Türkiye AB'ye yaklaştıkça seslerinin daha gür çıktığını biliyoruz. Onlara kalsa, şu anda önümüze çıkan belge de böyle çıkamazdı. Üç aşağı beş yukarı, şöyle ya da böyle diplomatik bir dille, Türkiye'nin bu birliğin içinde bir yeri olamadığını, ama kapının önünde yatıp kalkmaya razıysa bu konuda yardımcı olunabileceğini anlatan bir metin çıkardı.
Çıkmamasını kim sağladı? AKP hükümeti mi? Hayır. Bu koşullarda böyle bir şeyi ne onlar sağlayabilirdi ne de herhangi bir Türk hükümeti. Bunu öncelikle AB içinde, o türlü değil bu türlü, yani Türkiye'nin üyeliğinin herkes için iyi olacağına inanan Avrupalılar sağladı. Ama onların buna inanmasında AKP hükümetinin önemli bir payı olduğu da son derece açıktır.
Yani, kısacası, bu metin, şu dönemde Avrupa'da ayyuka varmış olan 'Avrupalı önyargının' olabileceği kadar (ve önyargılı olmamaya çalışan Avrupa tarafından) aşağıya çekildiği bir metindir.
Yani, Deniz Baykal birini suçlayacaksa, AKP'yi değil, önyargılı bulduğu o ifadelerin orada yer alması için tutturan Avrupalıları suçlamalı. Tabii Baykal, bunları içeren bir metni imzalamış olduğu için suçluyor hükümeti; hükümeti suçlamak için, metinde yer alan her şeyin çok kötü olduğunu söyleyerek bir felaket tablosu çiziyor. Örneğin, sanki bu pazarlıklar başladı başlayalı 'serbest dolaşım'ın sınırlanması hiç söz konusu değilmiş de ilk olarak bu hükümet böyle bir şeye razı olmuş gibi konuşabiliyor.
İmzalamak yanlış olduğuna göre, demek ki imzalanmamalıydı. Bunu demiş oluyor Deniz Baykal. Diyor ve bilumum Kızılelma cephesinde zaten hazır olan yerine geçip oturuyor.
İma edilen, kendisinin imzalamayacağı ve o zaman şaşkına dönecek Avrupalıların derhal o rahatsızlık veren ifadeleri oradan kazıyıp 'Biz ettik, siz etmeyin' diye kapımıza koşacakları olabilir. Onur Öymen, Şükrü Elekdağ gibi diplomat uzmanlarıyla CHP bunu sağlardı şüphesiz.
Oysa işin ironisi, Avrupa'da bu dışlayıcı tavrı alanların, tavırlarını dünyaya mazur göstermek üzere, tam da Türkiye'deki bu tip insanları gösteriyor olmaları. 'Solcusu' böyle konuşan bir toplumda, ötekiler neler yapmaz? Demokrasiye böyle yaklaşan bir toplumun AB içinde nasıl yeri olur?