Ceza Kanunu

Epey bir süredir yeni Ceza Kanunu üstüne bir tartışma yürüyor ve ben kendi hesabıma bunun ne olduğunu pek anlamıyordum.</br>12 Eylül'den beri medyada söylenen ya da yazılan şeylere inanmama disiplinini kazandık.

Epey bir süredir yeni Ceza Kanunu üstüne bir tartışma yürüyor ve ben kendi hesabıma bunun ne olduğunu pek anlamıyordum.
12 Eylül'den beri medyada söylenen ya da yazılan şeylere inanmama disiplinini kazandık. Buna neden olan, farklı düzeylerde seyreden olgular var. Biri, en basiti, gene 12 Eylül'le birlikte eğitimin niteliğinde büyük bir düşüş olması. Bunun basına yansıyan sonucu, bir konuyu işleyen kişinin, çok zaman, işlediği konuyu anlayacak konumda olmaması.
Bir başka düzey, medya dünyasını oluşturan organların kendi aralarındaki rekabet, çekişme, bazan da mücadele ve savaş. Bu da kimin neyi nasıl vereceğini birçok bakımdan belirliyor.
Ama en önemlisi, gene 12 Eylül ve onu izleyen MGK Türkiyesi'nde, medyanın, bize haber vermekten çok, neyi nasıl düşünmemizin bizim için iyi olacağını bildirme işlevini üstlenmesi.
AKP iktidarında mümkün olan her durumda bu iktidar aleyhinde bir şey söylemeyi bir numaralı 'vatan vazifesi' bellemiş oldukça yüksek sayıda 'medya mensubu' oluştu. Böylesine 'taraf olmuş' kişilerin varlığında, herhangi bir olayı herhangi bir nesnellik çerçevesinde izlemek imkânsız hale geliyor. Birilerinin birilerine karşı kan davasını seyretmek zorunda kalıyorsunuz.
Şimdi bu tartışılan Ceza Kanunu da, bildiğim kadar, bu hükümetten çok daha önce ortaya çıkmıştı ve üstünde çalışılıyordu. Bunca yıldır bu konuda kimse bir şey söylememiş, son 15 günde herkesin işaret ettiği vahim tehlikelere bir değinen olmamıştı. 'Vahim tehlike' derken dalga geçmeye çalışmıyorum. Orada burada yazılan ve söylenenlere rastladıkça ben de bundan 'vahim' sonuçlar çıkabileceğini görüyorum, ama nasıl olup da şu son dakikaya kadar bundan habersiz gelindiğini anlamakta doğrusu güçlük çekiyorum.
Kanunun, var olan hükümetin şeytani diktatörlük planını uygulamasında bir aşama olarak görmüyorum. Yıllardır gelip giden hükümetler arasında demokratik yönde değişiklik yapma iradesine sahip bulunmak bakımından bu hükümetle yarışabilecek olanı yok. Bunu demekle bu hükümeti demokrasi bakımından dört dörtlük bulduğumu da söyleyemem. Ama hükümetin demokraside eksiklikleri, bizim bütün bir toplum olarak hep birlikte paylaştığımız eksiklikler.
Her neyse, son anda tasarının yasalaşması engellendi. Ortalıkta hiç böyle bir hava olmadığı için bu ertelemeyi beklemiyordum ve öğrenince şaşırdım. Sabah gazetelere bakarken kendi ruh halime en uygun satırları da Ahmet Hakan'ın sütununda buldum. Aslında o herhalde olayı daha yakından izlemiş (bana göre) çünkü dalgasını da geçiyor ve bu olayı da AKP'ye özgü bir şey olarak gördüğü bir örüntü içine yerleştiriyor.
Sergilenen iki farklı tavır arasındaki tutarsızlık konusunda onun söylediklerine tabii ki katılıyorum, ama gene de, bu gecikmiş erteleme karşısında daha olumlu şeyler düşünmekten kendimi alamıyorum.
Hükümet denince, 60 küsur yıllık bir TC vatandaşı olarak benim bildiğim,
'gereği yapılmıştır.. dediğimiz dediktir..
geri adım atan namerttir' yollu lakırdılardır. Bu dille konuşmak hükümetler açısından 'erdem' sayılır. Onun için, 'peki, bir kere
daha düşünelim' anlamına gelen bu jesti, ancak olumlu bulabiliyorum. Açıklamanın içine bir de 'sivil tepkiyi kaale almak' gibi bir öğe katılınca, şaşkınlığım da, hoşnutluğum da, büsbütün artıyor.
Ahmet Hakan öteki, bildik tavırların, sözlerin de varlığını ve yersizliğini gösterir ve eleştirirken çok haklı elbette, ama ben kendi 'bilgi ve görgü' çerçevemde yalnız onu bilip tanıdığım için bu kadarı karşısında da müteşekkir oluyorum.