CHP

CHP'deki kavga devam ediyor.</br>En azından ay sonuna kadar bu minval üzre gidecek herhalde. Bayağı acıklı bir durum.

CHP'deki kavga devam ediyor.
En azından ay sonuna kadar bu minval üzre gidecek herhalde. Bayağı acıklı bir durum.
Deniz Baykal'ın söylediğinden haberdar olduğum sözler arasında bana en doğru geleni Mustafa Sarıgül hakkında olanıydı: bir gazeteci Sarıgül'ün rakip olarak potansiyelini nasıl değerlendirdiğini sorunca, 'Benimle magazin konuşmak istediğini bilmiyorum' diye cevap vermişti.
Gel gör ki magazin gerçek oldu (Türkiye'de ne hikmetse hep oluyor) ve şimdi parti, 'sorunu çözmek' üzere kongreye gidiyor.
Kendini 'sosyal-demokrat' sıfatıyla tanımlamaktan vazgeçtiğini açıklamamış bir partinin genel başkanının Deniz Baykal olması ciddi, sözcüsünün Onur Öymen olması ise vahim bir durum. Ama bu durumun alternatifinin de Mustafa Sarıgül olmasının nasıl bir durum olduğunu anlatacak kelime bulamıyorum.
Böyle bir noktaya gelinmiş olması neyle, nasıl açıklanır? Normal olarak, başkan ve yönetim, bir partinin ister başarısında, isterse başarısızlığında, en fazla payı olan kişilerdir. 'Yönetim'in, 'başkan'ın tanımı, bunun böyle olmasını gerektirir. Öyleyse ve Baykal ve arkadaşları mı CHP'yi bu noktaya getirdiler? Başka bir açıdan soracak olursak, onlar mı, rakiplerinin Sarıgül olması gibi bir akıbeti kendilerine hazırladılar.
Buraya gelmekte başrolü oynadıkları herhalde doğrudur. Ama herhalde bütün bu döngüyü yalnız onlar tamamlamış olamaz. Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi, 'Partinin hiç mi payı yok?' diye sormak gerekiyor.
Bizim ülkede kendini solda gören kişiler her şeyi en iyi kendilerinin bildiğine dair bir fikir edinirler. Hele kapitalistlerden, burjuvalardan, ayrıca da tavırları burjuvayı andıran kentli okumuşlardan öğrenecekleri hiçbir şey yoktur. Üstelik, bu alanda 'sosyal-demokrat' sıfatıyla dolaşanların Marksizm'den filan da alacakları bir ders olamaz. 'Türk sosyal-demokratı' olarak böyle şeylere karşı bağışıklıkları vardır. Pratik ve gerçekçidirler, somuttan giderler. Öyle ilke, teori, şu bu, soyut işlerle vakit kaybetmezler.
Böyle böyle dünyadan büsbütün koptular, sanıyorum. Tam içine kapalı bir taşra partisi haline geldiler. CHP'li olarak edindikleri miras büyük ölçüde milliyetçiliğe dayanıyor zaten. Sadece milliyetçiliğin adını 'anti-emperyalizm' koyuyorsunuz, yetiyor.
Ondan sonra kahrolsun 'globalizasyon', 'Boşver enternasyonalizmi, zaten palavra', 'Yabancılar kaç dönüm toprak almış?' diye gidiyor. Gerici-dinciler hükümet olmuş. Onlar 'gerici' olduğuna, sen de muhalefette durduğuna göre, sen otomatikman 'ilerici'sin. Kitleler bir kez daha şekerleme yapmaya geçti, ama biliyoruz, kitleler bir gün mutlaka uyanacaktır. Uyanınca da, rüyada gördüğü prens olarak CHP'yi hemen tanıyıp kucağına atılacaktır.
O anda, bayrak diktiren bir başkan belki daha uygun düşer.
Hem CHP Genel Başkanı olarak, bu sefer Şişli'den Taksim'e değil, İstanbul'dan Ankara'ya da bir bayrak diktirmiş olur belki.