CHP kurultayı

CHP kongresi iyice yaklaşınca, medyada CHP üstüne yazılan yorum ve değerlendirmelerde de bir artış oldu.

CHP kongresi iyice yaklaşınca, medyada CHP üstüne yazılan yorum ve değerlendirmelerde de bir artış oldu. Ancak bu yazılarda bir heyecan, sahici bir beklenti hissedilmiyor. Kimse CHP'nin bugünkü durumundan memnun değil, ama aynı zamanda kimse var olan durumun değişmesini beklemiyor. Sanırım, başkanlığa adaylığını koyan Erol Tuncer dahi oraya gerçekten ulaşacağını tahmin etmiyor.
12 Eylül sonrası, SHP'nin kurulduğu günleri hatırlıyorum. Erdal İnönü genel başkan, Deniz Baykal da parti içi muhalefetin önderiydi. O sırada Deniz Baykal ve arkadaşlarının neye muhalefet ettiğini hatırlayan var mı? İnönü'yü sağda mı buluyorlardı, solda mı buluyorlardı, neydi sorun? Belki işin ta içinde olanlar bu önemli teorik anlaşmazlık noktalarını hâlâ hatırlıyordur. Ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Yalnız, oldukça kısa aralarla, Deniz Baykal'ın zorlamalarıyla, CHP'nin yeniden, yeniden kurultay topladığını hatırlıyorum. Bu kurultaylarda Deniz Baykal oy çoğunluğunu toplayamıyor, dolayısıyla kısa bir süre sonra yeni bir kurultaya ihtiyaç doğuyordu.
Bundan yıllar öncesini, CHP'de Bülent Ecevit'in genel başkan, Deniz Baykal'ın da gene muhalefetin başkanı olduğu dönemi de hatırlıyorum. Benzer bir didişme o zaman da sürüp gidiyordu.
70'lerden başlayarak siyasetin içinde, sol siyasetin içinde bulunmuştur Deniz Baykal; hem de hep bir hareketlilik halinde orada bulunmuştur. Nasıl bir Türkiye vizyonu olduğunu bilmem. Herkesin ağzından dökülen yuvarlak genellemeler dışında belirginleşmiş bir 'fikriyatı' yoktur. Nasıl bir 'solcu' olduğu, 'sol'u nasıl tanımladığı konusu da doğrusu kayda değer bir berraklık kazanmış değildir; ama burada, Kemalizm'inden, Silahlı Kuvvetler karşısında aldığı tavırlardan, 'Anadolu Solu' üzerine beyanatından, biraz daha net bir görüntü sağlayabiliyoruz. Bütün bunlardan nasıl bir 'sol' kimlik çıktığı konusunda bir şey söylememe gerek yok.
Ben Deniz Baykal'ı hep büyük bir parti (ille 'sol' olması gerekmez) içinde muhalif (bir fikirden ötürü muhalif olması gerekmez) bir 'hizip' önderi olarak algıladım ve tanıdım.
Söyledikleri topluma yönelik, toplumu belirli hedeflere yönlendirecek, belirli davranışlara bağıtlandıracak sözler değildi. Parti içinde süren bir mücadelede, parti-içi iktidara karşı puan kazanmaya yönelik sözlerdi. Şimdi de, hükümet içkiye zam yapacak diye haber alır almaz, 'Bu ideolojik zamdır' diye öne atılıp muhalefet etme üslubunda ana çizgilerini gördüğümüz anlayış.
Parti içinde bu fırsatları değerlendirme konusunda herhangi bir enerji eksikliği görülmemekle birlikte, ülke içinde toplumun başına gelenlerle mücadelede bir 'atılganlık' örneği gördüğümü hiç hatırlamam. İş bu düzeye geldiğinde, 'sosyoloji'dir yardımcımız. Bir askeri diktatörlük mü var? 'Sosyoloji' bize, askeri diktatörlüklerin uzun ömürlü olmadığını söyler. Eh, o halde kendimizi yormamıza gerek yoktur, nasıl olsa işler düzelecektir. Sol dağılmakta, kaybolmakta mıdır? 'Sosyoloji' bunun da mutlak bir kader olamayacağını, toplum hayatının nasıl olsa böyle bir ihtiyaç yaratacağını anlatır. Şu halde, ihtiyacın yaratılacağı noktaya yakın bir yerde şimdiden pusuya yatıp beklersek, ihtiyacın ortaya saldığı adamlar gelip kucağımıza düşerler.
Türkiye'de şu dönemde solun vardığı yerden yalnız Deniz Baykal'ı sorumlu tutamayız herhalde. Bu, zaten onda olmayan bir enerji gerektirirdi. Başka birçok etmen ve başka birçok 'solcu' bu akıbeti hazırladı. Ama işte o etmenler, aynı zamanda Deniz Baykal gibi birinin ortada, ayakta durmasına imkân verdi.
Hizip başkanı aslında partiyi ele geçiremezdi. Bu koşullarda parti eridi ve 'bir hiziplik', bir topluluk haline geldi. Burada da Deniz Baykal gibi birinin 'doğal başkan' olması çok 'doğal'dı. Bu aşamaya gelinceye kadar geçen ömrünü kendinden çok oy alan bir genel başkanı ne yapıp edip devirme mücadelesinde tüketen Deniz Baykal, şimdi, 'parti' adı altında salınan hizbinde, kendisine karşı bir hizip doğmasını önlemekte kullanıyor bu engin siyasi birikimini.
Ve bu gelen kurultayda kazanacağından pek şüphem yok. İşin burası Türkiye'nin genel sorunu, Türkiye'de kendine 'solcu' diyenlerin genel sorunu. Onların bir şikâyeti olmadığına göre, mesele yok demektir.