Cumhuriyet'in nitelikleri

Dünkü Hürriyet'te küçük bir başlık olarak bir soru: 'Cumhuriyet </br>ilkesi ifadesi MGK bildirisine neden girdi?'</br>Haberi okumaya başlayınca, merak uyandıran bu sorunun cevabı kısmen anlaşılıyor, kısmen de anlaşılmaz kalmakta devam ediyor.

Dünkü Hürriyet'te küçük bir başlık olarak bir soru: 'Cumhuriyet
ilkesi ifadesi MGK bildirisine neden girdi?'
Haberi okumaya başlayınca, merak uyandıran bu sorunun cevabı kısmen anlaşılıyor, kısmen de anlaşılmaz kalmakta devam ediyor.
Çünkü MGK'da konuşulan yeni paketten sonra yayımlanan MGK bildirisinde 'AB ile uyumun Cumhuriyet'in niteliklerine uygun bir anlayışla yerine getirileceği' söylenmiş. Bu da, askeri kanadın söz konusu uyuma bir itirazı olup olmadığı sorusunu akla getirmiş.
Ancak gazetenin sunduğu açıklama da bunun ne olduğunu gerçekten açıklamıyor: 'Bir hükümet yetkilisi' (başlı başına şüphe uyandıran bir tanım) "MGK bildirisi 6. Uyum Paketi'ndeki ifadeler dikkate alınarak kaleme alındı" demiş. İyi de, altıncıda niçin vardı? Orada bu 'ifade'nin bulunmasını kim istemişti?
Bu gibi bildirilerde, bu gibi sözlerin olması, bu çerçevede bana çok önemli görünmüyor. Silahlı Kuvvetler'de, Türkiye'nin Avrupa Birliği içinde olmasının gereğini görenler var. Ola ki onlar, bu gereği görmeyenlere ya da böyle bir şeyi gereksiz görenlere karşı, böyle bir 'teminat'ın eklenmesinde yarar gözetiyorlar ya da hükümet gelebilecek birtakım tepkilere karşı böyle bir 'kayd-ı ihtirazi'yi bulundurmakta yarar görüyor.
Böyle birçok yeni deyim icat ettik. İçlerinden biri de, 'Avrupa'ya girelim, ama onurumuzla girelim' sözü.
Şimdi, sürecin zorunlu taktikleri olarak bu gibi sözlerin, deyimlerin kullanılıyor olmasının, dünkü yazımda da resmini çizmeye çalıştığım 'halat çekme' müsabakasında fazla bir sakıncası yok, ama bunlar 'taktik'ten öte bir anlam kazanmaya başlarsa iş tehlikeye biniyor demektir.
Çünkü, herhalde bu sözleri söyleyen ve kullananlar da biliyorlar ki, 'Cumhuriyet'in niteliklerine uygun bir anlayış'ın Avrupa Birliği içinde yeri yoktur. Zaten başından beri sorun bu.
Burada ilk söylenmesi gereken şu: neyin ne olduğunu tartışmaya, saptamaya sonradan girebiliriz, ama en başta, bu katılıkta, değişmez niteliklerden söz ediyorsak, tanım gereği 'demokrasi'den söz etmiyoruz demektir.
Ama bu ilkesel saptamadan sonra söz konusu 'nitelikler'in ne olduğu konusuna da gelebiliriz. Burada, elden bırakılmaması gereken ilkeler olarak, herhalde 'laiklik' gibi, zaten her demokrasinin temeli ve olmazsa olmaz koşulu olan birtakım değerlerden söz etmiyoruz. Çünkü herhalde Avrupa'nın bizden 'Laikliği bırakın da gelin' diye bir talebi olduğu düşünülmüyordur.
Laiklikten vazgeçmemizi kimse istemez de, laikliği uygulama tarzımızı yeniden, en azından bir gözden geçirmemizi isteyebilirler. İsterlerse de yanlış bir şey yapmış olmazlar.
Çünkü yalnız bunu değil, birçok şeyi uygulama tarzımızın demokrasiyle ilgisi yok.
O halde, 'Cumhuriyet'in nitelikleri' denilen şey bunlar mı? Bu antidemokratik ruh mu? Yani ona sadık kalarak mı Avrupa ile uyum sağlayacağız?
Şu anda yetki sahibi, sivil veya asker, birileri çıkıp bu tür sözler söylediklerinde, bütün bir Cumhuriyet tarihini mahkûm etmiş oluyorlar. Çünkü büyük ölçüde kendilerinin sorumlu olduğu, büyük ölçüde 60'tan bu yana yapılmış askeri müdahalelerle kurumlaşmış olan antidemokratik yapıyı, 'Cumhuriyet'in niteliği' olarak sunuyorlar.
Cumhuriyet'in kuruluş koşullarının dikte ettiği bir 'otoriter üslup' olabilir. Ama bu, Cumhuriyet'ten bize verilmiş en değerli armağan değildir. Bunu çok iyi bilmeliyiz.