'Dakik' olmanın önemi

Son günlerde, sanırım Emniyet teşkilatı, memleketin bozuk giden işlerini düzene sokmak için cansiperane çabalara girmiş durumda.

Son günlerde, sanırım Emniyet teşkilatı, memleketin bozuk giden işlerini düzene sokmak için cansiperane çabalara girmiş durumda.
Ben bunu Avrupa Birliği hedefinin gittikçe yaklaşıyor olmasına bağlıyorum. Malum, Avrupa demek, 'düzen' ve 'disiplin' demek, 'nizam' ve 'intizam' demek. Her şeyi sistemli, dakik bir şekilde yapmak demek. Hedef yaklaşırken, burada, böyle davranma alışkanlığı edinmemiş kişileri, biraz hırpalayarak da olsa, disipline alıştırmalıyız.
Bir ayı geçiyor, yayıncılıkla ilgilenen bir arkadaşımdan, başlarına tuhaf bir iş geldiğini duymuştum. O tarihte bu benim kulağıma çalınan tek olaydı; ayrıntılarına fazla dikkat etmeden, "Bizim memlekette büyük tuhaflıklar olur" deyip geçmiştim. Ama şimdi benzerleri duyulur oldu. Demek, yukarıda söylediğim gibi, genel bir 'seferberlik' var.
Yayıncı dostum 'adres bildirimi'nde bir ihmal veya bir yanlışlık (aklımda tam kalmamış, çünkü absürd) nedeniyle birkaç milyar liraya varan bir ceza tahakkuk ettirildiğini söylemişti.
Geçen gün bir başka dostum, Nezih Başgelen, telefon etti. Nezih bir süreden beri Arkeoloji ve Sanat adlı iki aylık bir dergi yayımlıyordu. Neredeyse otuz yıldır devam eden bir yayındı bu, yanlış hatırlamıyorsam. Aynı adres işi onun da başına gelmiş. Polis, gösterilen adresin gerçek adrese uymadığını tespit etmiş. Avrupalı olmak 'dakik' olmayı gerektirir, demiştik ya... Adres değişirse, bunu beş gün içinde bildirmek gerekiyormuş. Nezih bildirmemiş, yani suç işlemiş. Suçun cezası ne?
Vallahi, bu suçun cezası hapis. Hangi süreyle bilmiyorum ama hapis -daha doğrusu hapis idi. Ama yanılmıyorsam Özal zamanında 'Basın Yasası'nda yapılan değişiklikle, bu paraya çevrilebilir bir hapis cezasına döndürüldü. Nezih Başgelen'e verilen resmi kâğıtta da belirtilmiş bu: "Hürriyeti bağlayan cezanın para cezasına çevrilmesi..." deniyor.
Yani aslında Nezih Başgelen'in sevinmesi gerekiyor. Hapse girecek yerde para verip kurtulacak; daha ne istiyor?
Üstelik, kaç para tutuyor ki bu ceza?
Bir şey değil. On altı milyar Türk Lirası tutuyor. 'Dakik' olmak gene önemli. Parayı on gün içinde yatıracaksınız. Yoksa dava açılacak ve "Mahkeme tayin edilecek ceza yarı nispetinde artılarak (Bu, yeni bir kelime) hükmonulacaktır."
Bu arada, işlenen suç gereği, dergi de kapatılmış durumda. Söz konusu paraları ödeme -ve doğru adresi bildirme- koşuluyla, dergisini yeniden çıkarabilir.
İşte Emniyet teşkilatımız, elde böyle bir yasa varken, anarşik yayıncılara 'dakik' olmayı öğretiyor -'uygulamalı' yöntemle. Tabii bu bağlamda polisler aleyhine açılmış bir yığın davanın Emniyet'in adres bildirmekte fazla 'dakik' davranmamasından ötürü 'zamanaşımı' nedeniyle düştüğü de akla gelmiyor değil. Ama bu kadar kusur kadı kızında da bulunur.
"Elde böyle bir yasa varken" dedim. Elde daha ne yasalar var, ne yasalar. Memlekette çeşitli zamanlarla çeşitli mal ve hizmetlerin eksikliği duyulmuştur. Kimi zaman kaşar peyniri, kimi zaman benzin, karaborsaya düşmüştür. Ama faşizan yasa eksikliği vatandaşa hiçbir zaman hissettirilmemiştir. Devlet bu konuda hep yedekli çalışmıştır. Bakın, bugünlerde de 'Terörle Mücadele'nin bilmem kaçıncı maddesini kaldırmak önemli değil, nasıl olsa bilmem neyin bilmem kaçıncısı var, deniyor.
Bu da herhalde yasadışı bir yayın patlatıp ortadan kaybolacaklara karşı düşünülmüş bir tedbir, bir yasa maddesiydi.
O dediğimden yapan pek kalmadı, ama bakın madde gene memlekete faydalı
olmaya devam ediyor. Dergiler kapanıyor. Devlet kasasına giren paralar da cabası.