Demokrasi âşıkları

İstanbul'daki son bombalama eylemleri, öyle görülüyor ki, AKP iktidarını entelektüel planda sarstı.

İstanbul'daki son bombalama eylemleri, öyle görülüyor ki, AKP iktidarını entelektüel planda sarstı. Başbakan'ın, o günlerden beri tartışma gündeminin en üst sırasına taşınan, 'İslami terör' üstüne sözleri, bunu düşündürüyor.
Erdoğan'ın bu kelimeleri telaffuz etmekteki tereddüdünü, eylemi yapanları bir çeşit 'kayırma' gibi alanlar, daha doğrusu topluma böyle göstermeye çalışanlar çıktı. Bunlar var ve her durumda buna benzer bir şeyler söyleyecekler. Erdoğan'ın eylemi yapanları kayırmak gibi niyeti olmadığı yeterince açık. Onların İslami dürtülerle hareket ettiklerini zaten kendisi söylemişti. Yani, başka bir hedef göstermeye de çalışmıyor. Ama 'İslam' ve 'terör' gibi iki kavramı yan yana getirmekten huzursuzluk duyduğu anlaşılıyor.
Benim derdim onun bu huzursuzluğunun toplumsal veya psikolojik temellerini incelemek değil. AKP karşısında gösterilen hırçın muhalefetin ardında yatan ikiyüzlülük bana daha ilginç geliyor.
Erdoğan'ın 'İslami terör' konusu karşısında takınmayı tercih ettiği bu tavır, yakın tarihimizde, Süleyman Demirel'in ünlü sözleriyle hemen çakışıyor. O da, Milliyetçi Cephe koalisyonlarını kurduğu günlerde, ülkücülerin eylemleri kendisine sorulduğunda, "Bana 'Milliyetçiler suç işliyor' dedirtemezsiniz" diye cevap vermişti.
Ama hemen, bunun yanına başka bir söz ekliyordu: 'Suçluların yakasına yapışın.'
Kim yapışacak? Herhalde güvenlik güçleri... Dünyada güvenlik güçlerinin gelip geçici hükümetlerden çok devletin kalıcı örgütü olduğu ve dolayısıyla hükümete çok bağımlı olmadan çalışacağı varsayılır. Türkiye'de ise fazlaca özerkliği yoktur. Hatta kendisini Savunma Bakanı ve böylece hükümet gözetimine teslim etmeyi ısrarla reddeden Silahlı Kuvvetler de -belki bunun karşılığında- polisi İçişleri Bakanı'na ve hükümete bırakmıştır.
Yani Demirel kendi hükümetinin emrinde olan polise 'Suçluların yakasına yapışın' diyordu; aynı zamanda o hükümetin başı olarak 'Milliyetçiler suç işliyor dedirtemezsiniz' diyordu. 'Tavşana kaç, tazıya tut' demenin ala Milliyetçi Cephe üslubu. Zaten olaylar da tam bu üslubun gösterdiği şekilde yürüdü ve kimse, o gün bugündür, Demirel'e 'Milliyetçiler suç işleyebilirmiş meğer' dedirtemedi. Haksızlık etmeyelim: bu işlerin olduğu, bu söylemin yürüdüğü yılların tamamında Demirel iktidar değildi. Biraz da muhaliflerine söylüyordu bunu, 'İktidarsınız, suçluların yakasına yapışın. Bu sizin işiniz.' Ama yapıştıkları zaman da, Ağca'lar ve daha niceleri yakalandığı zaman da, Demirel hiç milliyetçilerin suç işlediğini görmedi.
Şimdi 'İslami terör' demenin kanına dokunduğunu beyan eden Erdoğan'a olur olmaz yüklenen kesim, Demirel'e o zamanlar muhalefet etmiş olsa bile, bugün her durumda onu tercih eder. Apo'yu öldürmeye tim kuran (bunun bilmem kaçıncı öldürme timi olduğu kimse için sır değil) Türkeş'le ittifak kurmak, 'Milliyetçiler suç işlemez' demek sorun değildir çünkü, onlar için.
Daha bugünden, Meclis'te sandalye hesabı yapıp, 'Ya Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilirse' diye ovunup kıvranırlar. Ona karşı Demirel'in bir daha seçilme imkânı olsa kayıtsız şartsız desteklerler.
Belki Kemalistlerin Demirel'e böyle sarılmaları da AKP sayesinde olmuştur. O sayede 'darbe kurbanı' Demirel, postmodern darbede rol kabul eden sanatçılardan biri oldu ve ehliyetini kanıtladı.
Erdoğan bir vakitler de 'Demokrasi benim için bir araçtır' demişti. Bundan ötürü de idamına fetva çıkaran çok.
Teorik bir düzeyde bu söz bana yanlış gelmiyor. Demokrasinin bir 'amaç' haline gelmesi anlamlı bir şey değil. Demokrasi bir üslup, amaç olan şeylerin yapılmasının tarzı. Onun için de çok önemli.
Ama tabii Erdoğan'a yüklenenler bunu da bir 'takiye' itirafı olarak gördükleri, demokrasiyi hiçe saydığını düşündükleri için böyle yapıyorlar. Bu noktada ben de, doğrusu, Erdoğan'ın demokrasi kültüründen çok emin değilim. Sindirilmiş bir kültürden çok, koşulların zorladığı bir rota var gibi görünüyor; böyle olunca da, beklenmedik bir sallantıyla karşılaşınca, demokratik olmayan refleksler dışa vuruveriyor.
İyi de, Erdoğan'a 'araç' dedi diye saldıranlar aynı zamanda 28 Şubat'a övgüler düzenler; bazıları, 'Ordu göreve' ya da 'Millet ordusunu bekliyor' sloganlarıyla ne istediklerini açık açık anlatıyor. Bütün bu cephe, demokrasiyi ne olarak görüyor? Onlar çıkıp 'araç' olarak gördüklerini açıklasalar, o günü milli bayram ilan etmek gerekir. Demokrasi için 'Bu şartlarda olmaz', 'Bu toplumda olmaz' dışında bir şey söylediklerini işiten var mı?