Devlet ve hükümet

Genelkurmay Başkanı'nın pazar günü Radikal'de yayımlanan mülakatı, </br>2003 yılının sonuna gelirken, tipik bir Türk Silahlı Kuvvetleri durumu daha yarattı.

Genelkurmay Başkanı'nın pazar günü Radikal'de yayımlanan mülakatı,
2003 yılının sonuna gelirken, tipik bir Türk Silahlı Kuvvetleri durumu daha yarattı. Kıbrıs'la ilgili söyledikleriyle Avrupa kapısını kapattığını herhalde kendisi de, bağlı olduğu kurum da biliyor. Diplomaside bu laflar geri alınır, yeniden yorumlanır, şu olur, bu olur, onları bilemem.
Ama Avrupa Birliği'nin Kıbrıs için Türkiye'ye savaş açma cesaretini gösteremeyeceğini söylemek -ve Yunanistan'ı bununla 'hizaya gelmeye' çağırmak- herhalde AB ile diyaloğun en iyi başlangıcı değildi.
Ama şu anda girmek istediğim konu bu değil. Bunu uzun uzun konuşmaya vaktimiz olur -umarım. Şu anda daha 'formel' denebilir birkaç konu üstünde durmak istiyorum.
Genelkurmay Başkanı, geçen gün dediğim gibi çok sevindirici bir şekilde, Avrupa'nın 'Kıbrıs'ta savaşıp öleceğini düşünemiyor'muş. Bu, tabii, Avrupa yanılır da bunu bile yapmaya karar verirse, bizim Kıbrıs için savaşıp ölmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersine, biz bunu yapmaya hazır olduğumuz ve bunu deklare ettiğimiz içindir ki, Avrupa, Kıbrıs ve Yunanistan uğruna bizimle savaşı göze almayacak. Almayacak ve büyük bir ihtimalle, 'ekonomik ambargo' uygulayacak. Biz, savaşı göze aldığımıza göre, bunu haydi haydi göze alabiliriz. Genelkurmay Başkanı, bu bağlamda,
"Ekonomik yaptırım kullanabilir ama politik gücümüz ve güçlü ekonomimiz varsa o da karşılanır. Direnç gösterirsiniz" demiş.
Tabii, 'varsa' karşılanır. Sonra, başka bir konuya geçildiğinde, Genelkurmay Başkanı, 'Bizim ekonomik gücümüz zayıf' diyor. Ama yakında
'karşılama' durumunda olduğumuza göre, ekonomi de yakında güçlenecektir.
Benim değinmek istediğim 'formel' konu şu: Genelkurmay Başkanı'nın bu sözleri çok fazla şüpheye yer bırakan sözler değil. Nitekim, Genelkurmay'dan gelen her şeyi manşetlerinde zil takıp duyuran gazete de 'net mesajlar' türünden bir üslup seçti, bunu duyurmak için -yorumlama faslında bu netliği bulanıklaştırmak için ne kadar çabalasa da...
Bu 'net mesajlar'dan hükümetin haberi var mıydı? Benim merak ettiğim bu. Merak ediyorum, çünkü hükümetin, gerek Kıbrıs, gerek Avrupa Birliği konusunda, şimdiye kadar ağzından çıkmış sözleri bir araya getirdiğimde, çok daha farklı politikaları olduğunu sanıyorum.
Cevabı bilinen sorular sormaya, söz sanatlarında, 'retorik soru' derler.
'Hükümetin haberi var mıydı?' herhalde böyle bir soru (Ama burası Türkiye. Hiç belli olmaz. Yarın hükümetten biri haberi olduğunu ve müthiş bir uyum içinde çalışıldığını söyleyebilir).
Onun için 'tipik bir Türk Silahlı Kuvvetleri durumu' diyorum. 'Bizim irademiz bu! Bu ülkede olacak budur! Bizim irademiz buysa hükümet filan dinlemeyiz!' Belli ki, geride kalmış üç buçuk darbeye doyamamış bir kesim bunun bu kesinlikle ortaya konulmasını bekliyor. Malum ve maruf dergi 'Millet Ordusunu Bekliyor' demiş bile.
'Politikayı hükümet mi yapar, Silahlı Kuvvetler mi yapar?' gibi sıkıcı soruları, bütün sıkıcılığına rağmen, soracağım.
Cevabı, demokrasi kültürüne göre, belli. Ama bu ülkede işler böyle yürümüyor. O halde, bu ülkede rejimin adı ne?
Genelkurmay Başkanı, mülakatın son paragrafında, 'hükümet' adı verilen bir kurumdan söz ediyor (bir de 'ABD ile ilişkiler' bölümünde bir 'hükümet' kelimesi geçiyor ama o galiba ABD'ninki): "... hükümetin de problemleri var. Faiz dışı geliri mutlaka gerçekleştirmesi lazım" demiş.
Bu benim Türkiye bilgime tamamen uygun: Kürt meselesi ne olacak. Kıbrıs ne olacak, buna devlet (yani Silahlı Kuvvetler) karar verir. Faizdi, ihaleydi.
Kim nereden ne kazanacaktı, bunlar da hükümet işidir.
Şimdi de, Silahlı Kuvvetler, kararını verdi. Öyle anlaşılıyor. Muhtemelen, emeklisi muvazzafı, nihai eğilimi, nihai dengeyi tespit ettiler. Bu da, Kıbrıs'ta statükonun bu şekilde korunması kararıyla tecelli etti. Sonuçları ne olursa olsun, herhangi bir konuya belirli bir biçimde tanımlanmış 'jeo-politik' dışında bakmanın meşruiyetini kabul etmeyen bir zümre, AB ile birleşme yönünde irade beyan eden büyük çoğunluğu vb. dinlemeden (zaten ne zaman kimi dinledi) kararını verdi. Denktaş'ı Avrupa'ya tercih ediyoruz. Fethettiğimiz son toprağı terk etmeyiz.
Karara bir kere vardıktan sonra, hükümete danışmak filan hikâyedir. Hükümete danışılmaz, olsa olsa, 'tebliğ edilir'. Hükümetin işi, hâlâ hükümet olmak istiyorsa, devletin yaptığı tebligata uymaktır. Tebligat yapılmış bulunuyor.