'Devlete düşman' aydınlar (3)

'İddia makamı' ne diyor? "Türkiye'de, her konuda, ne olursa olsun, devlete karşı çıkan 'aydınlar' var" diyor. Ve ekliyor: "Birçok ülkede, birçok aydın, belirli durumlarda devletinin politikasını destekler, yanında yer alır. Ama bizde böyle olmuyor."

'İddia makamı' ne diyor? "Türkiye'de, her konuda, ne olursa olsun, devlete karşı çıkan 'aydınlar' var" diyor. Ve ekliyor: "Birçok ülkede, birçok aydın, belirli durumlarda devletinin politikasını destekler, yanında yer alır. Ama bizde böyle olmuyor." ('iddia'yı olabilecek en akla yakın biçimde özetliyorum).
İkinci cümlenin birinci cümlesi doğru. Böyle 'aydınlar' olabilir ve vardır. Ama 'belirli', 'baz', 'bazan' gibi nitelemeleri ortadan kaldırırsanız ('... her durumda devletinin her politikasını destekler...' şeklinde), bu cümlenin öznesi 'aydınlar' olamaz. Böyle davranan kişiler başka adlarla anılır. Dünkü yazımda 'aydın' denilen kişinin böyle anılmasının temelinde o kişinin 'doğru' ile (evet, 'doğru' ile -yalnız 'gerçeklik'le değil) kurduğu ilişki olduğunu söylemiştim. Yukarıdaki cümleyi söyleyebilmek için, her durumda doğruyu yapan bir devleti varsaymanız gerekiyor. Bunun mümkün olduğunu ve özellikle de sizin devletiniz için böyle olduğunu düşünebiliyorsanız, siz de 'aydın' değil, o öteki adlarla anılan kategorilere girersiniz.
Öte yandan, devletin her yaptığına karşı çıkmanın şaşmaz bir ilke olduğunu ileri sürmek de 'absürd' bir pozisyondur. Birçok yerde birçok aydın birçok durumda devletini destekleyebiliyorsa, bunun nedeni, söz konusu devletlerin birçok durumda doğru yapıyor olmasıdır. Yani, öznesi 'aydın' olan cümleler kuran gazete yazarları, 'aydın'ın 'devlet'le ilişkisinin ne olduğunu incelemeye girişmeden önce, her ikisinin 'doğru' ile ilişkisinin ne olduğunu gözden geçirmeyi öğrenmelidir.
Dün, Irak Mahkemesi'nin oturumlarını izlerken, konuşmacılardan biri, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 'bir politikanın aracı olarak savaş'ı yasaklayan bir uluslararası karardan söz etti. Bunun, ABD'nin Irak'a müdahalesiyle çiğnendiğini söyledi. Buna ben de katılıyorum: hem bu kararı doğru buluyor, hem de ABD'nin bu ilkeyi gerçekten çiğnediğini düşünüyorum. 'Devletine düşman aydınlar'dan çok şikâyetçi olan yazarlar da benim Amerika'yı suçlu bulmamı muhtemelen çok yanlış bir şey gibi görecek, ama bu nedenle 'vatan haini' olduğumu muhtemelen söylemeyeceklerdir.
Gelgelelim, Amerikan yönetiminin davranışını bu şekilde değerlendiriyorsam, Yunanistan, Den Hague'den aldığı uluslararası kararla Ege'de karasularını 12 mile çıkarma yönünde harekete geçince, Türk devletinin buna karşı ilan ettiği politikanın 'casus belli' olmasını onaylayabilir miyim?
Onaylayarak 'tutarlı' bir insan olabilir miyim?
Karasularını 12 mile çıkarma girişimine karşı Türkiye'nin itirazı olması, bunu engellemeye çalışması son derece doğal ve anlaşılır bir tutum. Buna benim de itirazım olmayacağı gibi, bu yolda devletin başlatacağı bir girişimi pekâlâ desteklerim. Ama Birinci Dünya Savaşı ertesinde üzerinde anlaşılmış böyle bir kural varsa, ayrıca, üyesi olmaya hazırlandığımız Avrupa Birliği, burada yer alanların sorunlarını çözmek üzere, hiçbir zaman silaha ve savaşa başvurmayacağı sözsüz ve yazısız sözleşmesine dayanıyorsa, bu politikanın 'casus belli'ye yol açmasını nasıl onaylarım?
Bizlerden beklenen, Bush'u mahkûm etsek de Türkiye'nin casus belli politikasını desteklememiz. Aydınların devlete yardımcı olmasını talep eden yazarlarımızın hatırı için, 'doğru' dediğim şeyle kendi ilişkimi değiştirmeyi düşünmüyorum.
Değindiğim Irak Mahkemesi oturumlarında, jüri masasında oturuyordum. Sanırım doğru ile hep bu ilişkiyi kurmaya çalıştığım için oradaydım. Hayatımda bundan öte bir şeref özlemedim.