'Devlete düşman' olmak (1)

Bir süreden beri basında birileri, Türkiye'de 'devlet düşmanı aydınlar' olduğunu yazıyor. Bizim kültürümüzde böyle temalar, biraz 'bulaşıcı hastalık' kurallarına göre yayılır.

Bir süreden beri basında birileri, Türkiye'de 'devlet düşmanı aydınlar' olduğunu yazıyor. Bizim kültürümüzde böyle temalar, biraz 'bulaşıcı hastalık' kurallarına göre yayılır. 'Özgün' denecek düşünce yaratılamayınca, 'yaratma'nın yerini 'ödünç alma' tutar ve birinin söylediğini başkaları tekrarlamaya başlar. Böylece bu 'düşünce' yaygınlaşınca, eh, bu kadar çok söylenen bir şeyin doğru olması gerektiğine göre, sonunda doğru da 'olmuş olur'.
Gene bir süreden beri, AB çevresinde, ama aslında 'demokrasi' genel başlığı üzerine ciddi bir tartışma içindeyiz. Bunun cepheleri de epey netleşmiş durumda: demokrasiden, dolayısıyla AB'den yana olanlarla birincisine ve dolayısıyla ikincisine karşı olanların tutumları zaten yeterince net, ama bir de, 'demokrasi ve AB, ama aynı zamanda milli kurum ve gelenek ve anlayışlarımız' diyenler var ki tam nerede durduklarını belirlemek her zaman kolay olmuyor. Ancak, Türkiye'nin sahip olduğu toplumsal yapıda böyle geniş bir kesim olmaması zaten düşünülemezdi.
Dediğim gibi, bu tartışma ciddi, çünkü sonuçları ciddi. Üstte kalmak için her çareye başvurmayı mübah sayan bir 'demokrasi ve AB karşıtı' çevre var. Dünyada ve Türkiye'nin (nicelikçe bayağı dar) kamuoyunda etkileri yok, ama eğitimsiz kitleler ve statükocu seçkinlerin tuhaf koalisyonu üzerinde etkileri oluyor.
Evet, bu geniş cephede özellikle son günlerde sıkça 'el bombası' misali karşı tarafa savrulan cephanelerden biri, bu 'devletine düşman aydınlar' sözü. Kastedilenlerden birinin de kendim olduğundan hiç şüphem yok, çünkü Türkiye'de 'devlet' kurumunun tarihi oluşumuna, oynadığı role ve bugün doldurmaya devam ettiği yere her zaman eleştirel baktım, sözümü de sakınmadım.
Benim gibi birçokları da var elbette.
Ne var ki, böyle bir durumdan ötürü, 'devlet düşmanı' diye bir sonuç çıkarmak yanlış.
Marksist düşünce, anarşizm gibi, devletin bütün kötülüklerin kaynağı olduğu görüşünü içerir. Çünkü devlet, sınıflaşmanın ürünü ve egemen sınıfın egemenliğinin aracıdır.
Bu, tabii, 'iki satırlık' herhangi bir tanım ne kadar geçerliyse o kadar geçerli, şematik mi şematik bir tanım.
Kendi hesabıma, daha 70'li yıllarda, Batı Marksizmi içinde devlet hakkında yürüyen tartışmayı izleyerek hem Birikim'de yayımlatmış hem de söz konusu yazıların bir derlemesinin editörlüğünü yapmıştım. Orada yer verdiğim çeşitli yazılar arasında en çok yakınlık duyduğum Laclau'nunkiydi ve "Devlet kendi başına bir özne ya da egemen sınıfın aracı bir nesne değil, son analizde bir ilişkidir ve bir toplumda işlerin nasıl yürüdüğünü bu ilişki belirler" diyordu.
O tarihlerde de, Marksizm içinde biçimlenen çeşitli yollar arasında, Gramsci tarzı bir yaklaşıma yakınlık duyuyordum. Bu analiz tarzı, 'sivil toplum/politik toplum' ikilisini veri alır. Bu özelliğiyle, 'Devlet ortadan kalkmalıdır' önermesinden vazgeçmeyen daha mekanik Marksizm'den ayrılır (ama Marksizm'in bu çeşitleri 'Ortadan kalkmalıdır' dedikten sonra Sovyetler Birliği'nde görüldüğü gibi 'devleti güçlendirerek yok etmek' dedikleri 'ilginç' bir yöntem uyguladılar).
Her şeyi iyice şematize ederek anlatmaya çalışıyorum. Bu dediklerimin ardında şu kadar 'analiz', 'argüman' vb. olduğu belli. Ama Türkiye'de bunların hiçbir önemi yok, birinin çıkıp 'devlet düşmanı' demesi yetiyor. Bu benim olmaktan korktuğum bir şey değil, üstelik bir zaman oldum da. Ama doğru değil.
Konu zengin, devamı elbette var.