Din konusu

İstanbul'da 'Sahabe mezarı' olarak bilinen birçok yer vardır. Ne demek,</br>'sahabe'? Peygamber'i şahsen görmüş ve tanımış kişi demek.

İstanbul'da 'Sahabe mezarı' olarak bilinen birçok yer vardır. Ne demek,
'sahabe'? Peygamber'i şahsen görmüş ve tanımış kişi demek. Dolayısıyla içlerinde en önemlisi Eyyub el-Ensari'dir. Nitekim fetihten kısa zaman sonra camii, türbesi yapılmıştır.
Orada burada gezinirken bu kentte, ama özellikle surlara yakın yerlerde, çok daha mütevazı 'sahabe mezarları'na rastlardım. Peki, ne işleri var burada? Eyyub gibi bunlar da İstanbul'un Araplar tarafından ilk kuşatılması
olan 669 seferine katılmışlar, burada, savaşta şehit düşmüşler. İyi de, mezarların çoğu sur içi bölgede; Bizanslıların onlara çok mu saygısı vardı da, şehit düştüklerinde, 'Aman, dışarıda kalmasınlar' diye kucaklayıp içeri taşıdılar -kent fethedilmediğine göre?
Biraz araştırınca bunların hemen hemen hepsinin II. Mahmud zamanında
'bulunmuş' mezarlar olduğunu öğrendim. Bu da ilginç! Mahmud, sonradan Atatürk durumunda da olacağı gibi, yenileşme ve Batılılaşma yönündeki radikal girişimlerinden ötürü gelenekçi kesimlerin tepkisini çekmiş,
'Gâvur Padişah' diye anılmış biri. Neden onun zamanında, orada burada, olmayacak yerlerde, örneğin Galata'daki Yeraltı Camii'nin içinde (burası o zamanlar bir Bizans kalesi olan Kastellion -onun bodrumu) 'sahabe' mezarı keşfediliyor?
Bunun cevabını hiçbir yerde okumadım
-'soru'sunu da okumadığım gibi. Ama akıl yürüterek bir cevap bulunabilir gibi geliyor. Mahmud, bir yandan bayağı radikal sayılacak Batılılaşma uygulamaları getirirken (örneğin, kendi suretini, yani resmini, resmi veya gayriresmi her yere astırmak!), bir yandan ve bundan ötürü, tepkiyi hafifletmek ve kendi 'gâvur' imgesini düzeltmek için, böyle 'zararsız' dini işler yapıyordu -'din-i mübin'imizden büsbütün uzaklaşmadığını kanıtlamaya çalışıyordu.
Peki, bu akıllıca bir politika mıydı? Sanırım birçokları öyle olduğunu teslim edecektir. Bana öyle gelmiyor.
Çünkü bu 'kısa-vadeli' tedbirin 'uzun-vadede' amaçla çeliştiğini düşünüyorum. Birilerinin gidip bir sahabe mezarında dua etmesi, oraya buraya çaput bağlaması somut bir 'zarar' getirmez. Ama aklı böyle çalışan (sahabe'nin mezarının niçin sur içinde olduğu sorusunu bile sormayan) bir insan, bu reformların öngördüğü, herhalde öngörmek zorunda olduğu, aklı hurafelerden kurtulmuş, 'modernleşmiş' insan olamaz.
Ama yöntem Türkiye için tipik: çünkü biz hiçbir zaman aklın kendisini özgürleştirme amacını gütmedik. Tersine, her zaman ve en çok bundan korktuk.
Bugün de bütün davranışlarımız, aklımız ve fikrimizin, başın içinde değil dışında ne olduğuna takılmış olduğunu göstermiyor mu?
Mahmud ve onu izleyenler ve tabii bütün Cumhuriyet politikası, dinle bir öğreti olarak, bir davranış biçimi olarak ilgilendiler. Bu davranış
biçimini değiştirmeye çalıştılar. O da ancak belirli alanlarda.
Sözgelişi, 'Şu gördüklerimizin sahiden 'sakal-ı şerif' olduğuna inanıyor musunuz?' diye bir tartışmaya rastladınız mı? Topkapı'daki 'emanetler'in 'otantisite'si hakkında bir soru sorulduğunu işittiniz mi?
Ama bunlar da 'sakıncalı' görülecek olsa bile, zaten soru sorulduğunu veya tartışma açıldığını işitmezdiniz. İşitip işiteceğiniz, "Sakal-ı Şerif'e inanmak 6 Nisan 19...'dan itibaren yasaklanmıştır" tarzında bir emir olurdu.
Yukarıda, 'öğreti'nin tartışılmadığını söyledim. 'Sahabe' veya 'sakal-ı şerif' elbette ki 'öğreti' düzeyinde konular değil. Ama biz daha onların düzeyinin gereğini yapmamışız ki 'öğreti'ye gelelim.
Epey oluyor, Hollanda'da yaşayan Müslüman din adamları, Hazreti Ayşe hakkında bir oyunun sahneye konulmasını yasaklatmışlardı. Böyle bir olay bizi ilgilendiriyor mu? 'İşte, böyle bağnazdırlar' diye propaganda yapmamıza fırsat vermesi dışında, hayır? Zaten 'zararlı oyun' yasaklanır. Onların orada gücü yetiyorsa onu yasaklarlar, biz burada 'Yorgun Savaşçı' yakarız. Böyle gider.
Biz laikiz. Din ve devlet işlerini ayrı tutarız. Devlet işine dinin karışmasına izin vermeyiz. Bu, Cumhuriyet'in tartışılmaz kuralıdır.
'Tartışılmaz kural' olup olmayacağını, varsa bunun ne anlama geleceğini tartışmaya devam edelim.