Dışişleri Bakanı'nın sözleri

Erivan'da, 1915'in 90'ıncı yıldönümü için düzenlenen toplantı dün bitti. Bütünüyle, benim beklentilerimden birkaç ölçü daha iyi geçtiğini söyleyebilirim.

Erivan'da, 1915'in 90'ıncı yıldönümü için düzenlenen toplantı dün bitti. Bütünüyle, benim beklentilerimden birkaç ölçü daha iyi geçtiğini söyleyebilirim. Bununla neyi kastediyorum? İlkin, Türkiye'de sık sık sözünü ettiğimiz 'diaspora'nın buradaki varlık biçimini düşünerek konuşuyorum. Sonuç olarak herhangi bir toplantı, toplananların tutumlarına göre bir karakter edinir tabii. Dolayısıyla toplantıyı düzenleyenlerin kimi çağırmaya karar verdikleri önemlidir. Bu toplantının düzenlenmesinde 'diaspora'dan kişilerin yeri var. Ama bunlar hep var olan durumun aşılmasından ve iki toplum arasında dostluk kurulmasından yana kişilerdi. İçlerinde, 10 yıl öncesine kadar çok daha sert tavırlarıyla tanınan, ama şu iki gün içinde çok makul şeyler söyleyen kimseler de vardı.
İkincisi de, Ermenistan'ın bugünkü siyasi önderliğini temsil eden kişilerin burada benimseyecekleri tavırdı. Bunu da beklediğimden iyi bulduğumu söylemeliyim. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Koçaryan'ın 'Geçmişi acıyla anıyoruz, ama nefretle değil' demesi, bu kısacık cümle, bana çok önemli göründü.
Toplantının açılışında da, kapanışında da konuşan Dışişleri Bakanı Oskanyan'ın dile getirdiği görüşler, önemli olmanın ötesinde, çok olumlu bulduğum noktalar içeriyordu.
Türkiye'de, Ermenistan'ın 'kıyım' olayını bahane ederek toprak talebinde bulunacağı ihtimali sık sık söz konusu edilir. Oskanyan, geçmişte Ermeni toplumunun şimdikinden çok daha geniş topraklarda yaşadığını, bunun bir 'tarihi olgu' olduğunu, Türkiye'nin, Lozan Antlaşması'yla bugünkü sınırlarını kabul ettirdiğini, bunun da bir 'tarihi olgu' olduğunu söyledikten sonra 'tarihi olgu'lardan 'politik gerçeklik'lere geçti ve bu fasılda da şu önermeleri sıraladı: "Türkiye ve Ermenistan'ın bugün uluslararası topluluk içinde şimdiki sınırlarıyla varoldukları bir politik gerçekliktir. Komşu olduğumuz ve birbirimizle omuz omuza yaşıyor olmamız bir politik gerçekliktir. Ermenistan'ın Türkiye için bir güvenlik tehdidi teşkil etmediği politik bir gerçekliktir. Ve son olarak, bugünün Ermenistan'ının bugünün Türkiye'siyle diplomatik ilişkilerin kurulmasını talep ediyor olması da politik bir gerçekliktir."
Bu cümlelerin ima ettiği pek çok şeyi bundan sonra daha genişlemesine ele almak ve işlemek istiyorum. Ama şimdi, kendi yorumlarıma veya değerlendirmelerime pek fazla girmeden, Oskanyan'ın sözlerini olduğu gibi vermek, daha iyi olacak.
Oskanyan, Ermenistan'ın yaklaşımları hakkında, bilgisizlikle yanlış bilgilendirme arasında gidip gelen bir boşluk olduğunu söyledikten sonra şöyle devam etti:
"... Kimileri, bizim Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı olduğumuzu varsayıyorlar. Bu konuda da yanılıyorlar. Elbette biz Türkiye'nin bir AB üyesi olduğunu görmek istiyoruz. Elbette Türkiye'nin bütün AB standartlarını karşıladığını görmek istiyoruz. Türkiye'nin Belçika'ya, İtalya'ya, ötekilere benzediğini görmek isteriz. Türkiye, AB'nin bir üyesi olsun ki sınırlarımız açılsın, bizim yurttaşlarımız ve Türk bilim adamları soykırım üstüne daha özgür bir şekilde konuşabilsin."
Bu sözler, 'düşmanlık sözü' falan değil. Bu öncüllerden yola çıkılarak, dostluğu doğru evrilecek ve olgunlaşacak bir diyalog başlatılabilir. Tabii, böyle bir irade varsa. Ama bence bu irade artık olmalı.