Doğu Avrupalı olmak

Brüksel'de AB Ekonomik ve Sosyal Komitesi'nin bir toplantısına katıldığımı yazmıştım. 'Aday' ülkeleri ilgilendirdiği için, komitede çalışanlar ve birkaç gözlemci dışında herkesin 'Doğu Avrupalı' olduğu bir toplantıydı bu. Tarih insanları biçimlendiriyor, belirli bir karakterle donatıyor.

Brüksel'de AB Ekonomik ve Sosyal Komitesi'nin bir toplantısına katıldığımı yazmıştım. 'Aday' ülkeleri ilgilendirdiği için, komitede çalışanlar ve birkaç gözlemci dışında herkesin 'Doğu Avrupalı' olduğu bir toplantıydı bu. Tarih insanları biçimlendiriyor, belirli bir karakterle donatıyor. Elbette insan çeşitliliği her zaman var, aynı koşullarda yaşamak insanları 'tek' tip haline getirmiyor. Gene de o çeşitliliğe kendi rengini veren bir 'genel' hava seziyorsunuz. Bu çerçevede bir 'Doğu Avrupalılık' da var, son analizde: 1945-1989 arasının yalnız o bölgeye özgü tarihi-siyasi biçimlenmesi, böyle bir ortaklık yaratmış.
Doğu Avrupa'nın şimdi gözü Batı Avrupa'da. Yeni bir fenomen değil bu. Eskiden beri böyleydi, ama eskiden bu 'muhalif' bir tavırdı. Toplumda, 'var olan'dan hoşnutsuzluk yayıldıkça Batı özlemi de yayılıyordu. Şimdiyse, rejimler değişti ve Batı ile birleşme devlet politikası haline geldi. Bu ülkeler hedefin gerektirdiği işleri belirli bir disiplin içinde yapmaya giriştiler. Tabii hiçbirinde, bizim Türkiye'de alışık olduğumuz 'Avrupa düşmanı' heyecanlar yaşanmadı (bize en çok benzeyen Yugoslavya dışında). En büyük sorun, geçmişten devralınan yapıyı Batı'da gereken yapıya dönüştürmekti. Şimdi bunu yapıyorlar ve durmadan mesafe alıyorlar. Başı sonu belli bir iş bu ne de olsa. Bir akılcı program içinde, sorunları saptayarak, çözüm yöntemlerini belirleyerek, artıları ve eksileri hesaplayarak girişecek sabırla ilerleyeceksiniz.
Sonuçta pek öyle 'heyecanlı' bir tarafı yok, yani. Brüksel'de bana biraz çarpıcı gelen de buydu. Doğu Avrupalılarla yoğun bir şekilde tanışmam, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra olmuştur. O yıllarda karşılaştığım insanlar, genellikle, rejim muhalifleriydi. Ben bir sosyalist olarak kendi ülkemde sosyalizmin siyasi mücadelesini yaparken, onlar da kendi ülkelerindeki 'sosyalist rejimi' yıkma mücadelesi içindeydiler. Konuya bu soyutlukta bakarsak, birbirimizin tam karşıtı gibi görünebiliriz.
Oysa, hayır. Hiç de böyle değildi. Baskıcı bir rejime karşı mücadele ediyor olmak, bizi birbirimize akraba kılıyordu. İnançları, baştan sona siyasi görüşleri ne olursa olsun, Walesa'ya bakınca ona düşmanlık duymam mümkün değildi; general Jaruzelski'nin fotoğraflarına bakıp 'sosyalizmi savunan' bir dostumu gördüğümü düşünmem, hiç mümkün değildi. Onun için, 90'larda karşılaştığım, tanıştığım Doğu Avrupalılar, 'yabancım' değildi. Dilimiz tutuyordu, birbirimize bakınca, gözümüzdeki pırıltıyı tanıyorduk.
Ama zamanla, o rejim muhalifleri Doğu Avrupa siyasetinin ön safından çekildi. Yerlerine, onlar gibi deli dolu olmayan yeni insanlar geldi. Bana öyle geliyor ki (ama bu gerçekten bir tahmin, elimde hiçbir kesin bilgi yok), bu yeni insanlar 1990 öncesinde kamusal bir muhalefet içinde de değillerdi. Muhalif düşüncelerini evlerinin mahremiyetinde besleyip büyütüyorlardı.
Sosyalizmi kurmaya çalışmış ve başarısızlığa uğramış olmak... Bunun da, yukarıda değindiğim tarihi biçimlenmede bir yeri var mutlaka. Her zaman kapitalizm içinde yaşamış olan Batı Avrupalılarda ve onların arasında benim gibi sosyalizm için mücadele etmiş, ama sosyaldemokrasinin genel kazanımları dışında bir 'zafer' görmemiş olan Batı Avrupalılarda görmediğim, hissetmediğim bir kırıklık hissediyorum Doğu Avrupalılarda -özellikle de, Brüksel'deki toplantıda gördüğüm türden, benim için 'yeni' sayılacak Doğu Avrupalılarda.
'Ütopyadan vazgeçme' durumu demeli belki buna. Aslında insanlara sık sık tavsiye edilir, 'Ütopya kötüdür' denir. Evet, hele bazı insanların soyut bir ideal uğruna ortalığı asıp kesmesi gerçekten kötüdür. Ama belirli dozda bir ütopya da insanlık için onsuz edilmez bir şey -'ütopya'nın kendisine karşı da eleştirel olmayı bilmek koşuluyla. Evet, bugünlerde rastladığım Doğu Avrupalılarda böyle bir 'heyecan eksikliği' ve ona bağlı bir 'bakış daralması' gözlemliyorum. Geniş bakmayı başaramayacakları için değil, tehlikeli gördükleri için.