Dönüş hazırlığında

Madrid'deki toplantıyı uzun uzun anlatmıştım. Cuma sabahı bütün Madrid'de beş dakikalık bir 'saygı duruşu' töreni oldu.

Madrid'deki toplantıyı uzun uzun anlatmıştım. Cuma sabahı bütün Madrid'de beş dakikalık bir 'saygı duruşu' töreni oldu. Bizim konferanstan da orada katılım olacaktı, ama kapanış faslında onca 'devlet adamı' dinledikten sonra 'törenlik' halim kalmadı. Ben de Reina Sofia Müzesi'ne gittim.
Burası Madrid'in ve İspanya'nın 'modern sanat' müzesi. Franco'dan sonra demokrasiye geçme kararı veren ve bunu başarıyla uygulayan İspanya, Picasso'nun Guernica'sını da Amerika'dan almış ve bu müzeye koymuştu. Prado'da Las Meninas, Louvre'da La Gioconda önünde nasıl sürekli bir insan topluluğu bulunursa, burada da bu resmin önünde hep bir kalabalık toplanıyor.
Tören (saygı duruşu) sırasında müzedeydim. Bir an geldi, müze memurları 'Kapandı, dışarı!' diye üstümüze gelmeye başladılar. Bu İspanya'da birçok şey çok iyi ama 'yabancı dil' konusunda onların da bizden geri kalır halleri yok. Bunun, 11 Mart'ı anmak için beş dakikalık bir 'kapanma' olduğunu uzun zaman anlayamadım -benim gibi, İspanyolca bilmeyen başka ziyaretçiler de. Sonra, müzenin önündeki geniş taşlıkta biz de yerimizi aldık. Burada, güzel sanatlar öğrencileri olduğunu öğrendiğim (ama iki gün sonra, gazeteden) gençler bir yığın boş sandalye dizmişlerdi meydana: sahipleri bilinmeyen bir yerlere gitmiş sandalyeler...
Ve o günün akşamı Salamanca'ya gittim. İspanya'ya beş-altı kere gelmişliğim oldu şimdiye kadar. En çok merak ettiğim Endülüs kentlerini görebildim. Ayrıca, Barcelona'yı, Valencia'yı da. Hâlâ görmediğim birçok yer var (ve İspanya'da her yer çok güzel olduğuna göre mutlaka buraları da ilginçtir), ama bunların arasında özellikle görmek istediğim
yer Salamanca'ydı. Böylece, toplantı sonrasının 'hafta sonu tatili'nde ben de bu eski merakı giderme imkânı buldum.
İyi ki de bulmuşum. Gerçekten, söylendiği kadar güzel bir kent. Dünyanın en eski üniversitelerinden birinin kurulduğu kent burası. Paris, Bologna, Oxford daha da eski üniversite kentleridir. Ama bugün oralara gittiğinizde üniversiteden başka birçok şeyle de karşılaşırsınız (Cambridge, üniversitesi dışında pek bir şeyi olmayan ender kasabalardan biri). Salamanca'da ise üniversite hâlâ kente egemen. Çünkü kent onun dışında fazla gelişmemiş. Tabii başta Eski ve Yeni Katedraller, birçok kilise, manastır, dini binalar var ve her biri ayrı bir mimari harikası. Ama onların da üniversiteyle dolaylı bir ilişkileri var. Üniversite dini eğitim de veriyor.
Böylece, eski kentte dolaşırken, kendinizi, fiziksel bakımdan çok az değişmiş bir ortaçağ kentinde buluyorsunuz. Bunun gibi özel bir kentsel karakter edinmiş yerlerin çoğunda 'mucizenin sırrı' denebilecek bir doğal imkân bulunur: özel bir taş! Salamanca'da da öyle. Yumuşak olduğu için kolay işlenebilen (ama sonra da iyi korumak gerek) sarımtırak, güzel bir taşı var. Bu özelliğiyle bizim Mardin'i akla getiriyor. Güneşin çeşitli ışıklarına göre bu taştan yapılmış bütün kent de kendi rengini ayarlıyor.
Salamanca ile bu son İspanya seferini de tamamlamış oldum. Bakalım, bir daha ne zaman yolum buralara düşer ve hangi taraflarına düşer! O zamana kadar bu İspanyolların İngilizce öğreneceği yok, bari ben mi oturup İspanyolca öğrensem? Yoksa böyle idare edip gidelim mi?