Emekli olmanın zorluğu

Kürt konusunu işlemekten şu günlerin başka önemli olaylarına bakamadım. Bence 'önemli' olaylardan biri Hurşit Tolon'un devir-teslim törenindeki konuşmasında söyledikleriydi.

Kürt konusunu işlemekten şu günlerin başka önemli olaylarına bakamadım. Bence 'önemli' olaylardan biri Hurşit Tolon'un devir-teslim törenindeki konuşmasında söyledikleriydi. Bunlar, Hurşit Tolon'un kendinden önce, iki bakımdan önemliydi (Hurşit Tolon'un herhangi bir emekli orgeneral mi ya da Türkiye politikasında yer alan biri mi olduğunu gelecekte göreceğiz):
1) 'Aydın' veya 'entelektüel' gibi terimlerle andığımız toplumsal kategori karşısında Türkiye'deki genel düşmanca tavırlar,
2) Aynı kategoriye karşı Silahlı Kuvvetler içinde alınan tavırlar.
Hurşit Tolon 'aydınlar'ı nefretle anmanın yanı sıra, Türkiye'nin 'devlet yapısı'ndan 'Kıbrıs sorunu'na birkaç alanda nasıl düşündüğü konusunda da ipuçları veriyordu; ama onları 'aydınlar' konusunda aldığı belirleyici tavrın altbaşlıkları olarak ele almak mümkün. 'Üniter devlet', 'Kürt sorunu', daha birçok son derece geniş sorunsal alan bu konuşmanın kapsamı içine giren konular; gene de, konuşmanın üslubu, hepsini rahat rahat içerip örten çok daha geniş bir kaplama alanı yaratıyor: çünkü, son analizde, 'Nasıl bir toplum?' veya 'Nasıl bir hayat?' gibi, daha 'geniş'i olmayan bir çerçeve çiziyor.
Şüphesiz Hurşit Tolon'u yalnız bu veda (ve muhtemelen yeni başlangıç) konuşmasıyla tanımıyoruz. Şimdiye kadar dünya görüşünü topluma tanıtacak pek çok çıkış yaptı, demeç verdi, yargıda bulundu. Bunlar ve sonuncusu birlikte, aslında önümüzde farklı, tamamen kendine özgü bir fikir ve kişilik yapısı, imgesi yaratmıyor. 'Kendine özgü'den çok
'temsili': 'bugüne özgü'den çok 'öteden beri varolmuş' bir imge, bir ses, bir ton bu. Sağ olsalardı Cemal Tural'ın, Mustafa Muğlalı'nın veya Hüsnü Erkilet'in, Memduh Tağmaç veya Faruk Görler'in, Turgut Sunalp'in, Semih Sancar veya Faruk Güventürk'ün söylemeyeceği bir şey de söylemiyor. Ve tabii emekli veya görev başında, şu anda hayatta olan ve aynı şeyleri söyleyecek çok kişi bulunur.
'Nasıl bir toplum? Nasıl bir hayat' dedim. Kademeleri arasındaki farklar, ast-üst ayrım çizgileri son derece kalın çizgilerle çizilmiş hiyerarşik bir toplum. Korporatist. Bu toplumda yaşanacak hayatın mantığı emir-kumanda zincirine bağlı. Kurumsal olarak, hiyerarşinin tepesinde 'askerlik kurumu' yer alıyor, ama 'ideoloji' düzeyinde baktığımızda da, en tepede, 'askeri değerler' yer alıyor.
Kısacası, militarist bir toplum ve militarist değerler. Ama bu konuşmada bunların yanı sıra eni konu yoğun bir öfke hissediliyor. Bu öfke yalnız o alçak 'aydınlar'a karşı duyulan bir öfke mi? Böyle olduğunu sanmıyorum. Bu bir 'emekli olma' konuşması.
Yani, özlenen o toplum biçimini hemen kurmak ve gerçekleştirmek için gerekli yetkiden yoksun kalmanın sıkıntısı, 'frustration'ı da var sanki bu sözlerin gerisinde. Bu 'toplum' ve bu 'hayat' biçiminin bugünün gerçekliği değil de, hâlâ bir özlem olmasından duyulan öfke! Çünkü, evet, general sağlam bir ordu teslim ettiğini söylüyor ve ordunun sağlamlığının ölçüsü de 'kerameti kendinden menkul aydınlar'dan nefret ediyor olması. Bunlar iyi, ama 'aydın' denen o adamlar da hâlâ ortalıkta bir yerlerde dolaşıyorlar ve Hurşit Tolon'u sinirlendiren şeyler söylüyorlar.
Yani düzen, hâlâ, Hurşit Tolon'un istediği düzen değil.