Etnik homojenlik

İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908 ile Kurtuluş Savaşı'nın sonu olan 1922 arasında Türkiye'nin ideolojik ortamında en enerjik akım Türkçülük, bunun en ateşli savunucularından biri de Mehmed Ali Tevfik'tir.

İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908 ile Kurtuluş Savaşı'nın sonu olan 1922 arasında Türkiye'nin ideolojik ortamında en enerjik akım Türkçülük, bunun en ateşli savunucularından biri de Mehmed Ali Tevfik'tir. Mehmed Ali Tevfik günümüzde pek hatırlanmıyor. Oysa bugün de varolan Türk milliyetçiliğinde etkileri sürmektedir.
Önce Trablus, sonra Balkanlar, Mehmed Ali Tevfik üslubunda militan bir milliyetçiliğin daha kolay kök salacağı zemini yaratmıştı. O günün dünyasında milliyetçiler arasında böyle düşünenlerin sayısı bir hayli yüksek olduğu için, benzer duygular her köşede dile geliyordu.
Balkanlar'dan sürülmüş olmak, Türkçü-İttihatçılar'ın 'Sosyal-Darwinci' damarını iyice güçlendirmiştir. Geriye kalan ülkede 'etnik homojenite' adamakıllı önem kazanmıştır. Osmanlı yayılma biçimi kadar Osmanlı iskân politikaları da bu homojenliğe pek fazla imkân tanımamıştı. Onun için iş iyice zorlaşmıştır.
Bu ortamda Mehmed Ali Tevfik'in dikkati henüz doğu bölgelerine uzanmamıştır. Balkan Savaşı'nın Çatalca'ya dayandığı ve durakladığı anda, Ege'ye bakmaktadır.
Bir tanıdığından -daha doğrusu, tanıdığının tanıdığından- İzmir'de olduğunu söylediği bir olay aktarıyor. İzmir'de, Amerikan Koleji'nde, Rum öğrenciler bir konser veriyor. Türk öğrencilerin burada bulunmamasına özen gösterilmiş, buna rağmen birileri içeri sızmış. Bir Rum öğrenci Yunan bayrağının önünde diz çöküp 'Bir gün gelip bu yerler senin hâkimiyetin altına geçecektir' diyor ve 'Türk bayrağını asılmış olduğu yerden indirerek' çiğniyor. Gördüğünüz gibi, yaklaşık bir yüzyıldır bu ülkede hep aynı olaylar oluyor.
Orada bulunan 'Rumcaya vâkıf' Türk'ten olayı aktaran öteki Türk arkadaşı Mehmed Ali Tevfik'e durum değerlendirmesi yapıyor: "... bu pis ruhun yayılması önünde durabilecek kuvvet yalnız Türklüğün şiddetli akımıdır. Yalnız maddeten ve manen donatılmış ve silahlanmış Türklüktür" diyor ve ekliyor: "Yoksa Rumeli'de yürütülen facialardan aklımızı başımıza almazsak.. aynı vahim sonuç buralarda da yürütülecektir."
Bundan sonra Mehmet Ali Tevfik, Yunanlardan bir söz aktarıyor: "Biz İstanbul'u İzmir yolu ile alacağız" diyorlarmış. Bunu kimin, nerede söylediğini belirtmiyor. Tabii söyleyen birilerinin bulunması hiç de ihtimal dışı değil. Yukarıda söylediğim gibi, bütün milliyetçiliklerin içinden böyle bir damar geçiyor o dönemde.
Mehmed Ali Tevfik böyle dendiğini belirttikten sonra, sadede geliyor: "Nasihat vermeyeceğim. İzmir'in asil ve yüksek karakterli gençliğine hitap edeceğim:
"Elenizm'in kesin tehdidine nasıl karşılık vereceksiniz? Türklüğü orada kuvvetlendirmek için ne yapacaksınız?"
Oysa az yukarıda arkadaşı çareyi söylemişti: Elenizm'in bu emellerini durdurabilecek, 'yalnız maddeten ve manen donatılmış ve silahlanmış Türklük' vardı. Mehmed Ali Tevfik'in düşündüğü 'çözüm'ün de bundan çok farklı olduğunu sanmıyorum. Nitekim, o da onu söylüyor:
"Bunu düşününüz, derhal tasavvurdan fiile geçiniz. Eğer size faydalı olabilirsem emrinize hazırım." (Milli Hareket Yayınları bu yazıları 1971'de Turanlının Defteri adıyla bastı, ilk baskı da 1914'tendi.)
Mehmed Ali Tevfik'in bu yazısı o günlerin genel ortamı hakkında bayağı iyi bir fikir veriyor. Üstü çok da kapalı olmayan bir dille İzmir gençliğine silahlanıp Rumları temizlemelerini öneriyor. Öneriyor da, aradan beş-altı yıl geçtikten sonra burada olacağını ima ettiklerinden pek de farklı olmayan şeyler gündelik olgular halinde ortaya çıkmaya başlıyor.
Bu ortamda, kimsenin kimseden 'fair play' bekleyecek hali yok. Ortam, baştan sona 'can pazarı'. Ve bu durum, elbette, bütünüyle insanlık dışı.