Etnik sorun ve demokrasi

Etnik sorunları olan ülkeler, bu sorunlara karşı 'demokratik' tedbirler uyguladıklarında, sorunlar çözülüyor mu? Çözüldü-ğünü söylemek kolay değil -çünkü çok doğru değil.

Etnik sorunları olan ülkeler, bu sorunlara karşı 'demokratik' tedbirler uyguladıklarında, sorunlar çözülüyor mu? Çözüldü-ğünü söylemek kolay değil -çünkü çok doğru değil. Bu gibi sorunlar, doğrudan doğruya 'demokrasi'ye bağlı değiller; onun için bu rejimin varlığı ve yokluğu ile sorunun varlığı ve yokluğu özdeş değil. Demokrasi yokluğu ya da eksikliğinin sorunu kronikleştirdiği, azdırdığı vb. ileri sürülebilir; böyle bir argümanı destekleyecek birçok kanıt veya örnek bulunuyor. Ama demokrasinin varlığının sorunu bıçak gibi kesip atacağını iddia edemiyoruz, çünkü bunun karşı-örnekleri de var.
Böyle örneklerden söz açılınca benim aklıma ilkin Bask örneği geliyor. Bask bölgesi, sanayileşmiş yapısıyla, İspanya'nın en zengin bölgelerinden biri. Yani bu azınlığın ekonomik bir yoksunluk içinde yaşadığını söyleyemeyiz; buna bağlı olarak, eğitim düzeyinin düşüklüğü gibi etkenlere de yer veremeyiz. Ama ister 'Bask sorunu' deyin, isterseniz de 'İspanya'nın kuzey-batı sorunu' deyin, sorun var. İnatçı bir milliyetçiliği var Bask halkının. Franco'nun ölümünden sonra yeniden biçimlenen, tepeden tırnağa kendini yenileyen İspanya'da bir 'demokrasi eksikliği' olduğunu söylemek de çok güç. Uzun uzun görüşülerek, düşünülerek hazırlanan anayasada Bask ve Katalan bölgelerinin demokratik hakları, kültürel özerklikleri titizlikle garanti altına alınmış.
Bütün bunlara rağmen, sorun devam ediyor. Sorun, her zaman ve bütünüyle egemen 'çoğunluk'ta da olmayabiliyor bence. Kimi zaman da kendini haksızlığa uğramış gören azınlığın ideolojisi yatabiliyor sorunun temelinde. Ve belirli durumlarda -bunun birçok somut örneği var- 'haksızlığa uğradığını' iddia eden azınlığın ya da onun adına hareket edenlerin ideolojisi, 'egemen çoğunluğun' ideolojisinden daha dar, daha baskıcı, kısacası daha 'antidemokratik' olabiliyor.
Demokratik ilkeler uygulamanın, etnik sorunların çözümünde kesin bir garanti oluşturmadığını söyledim. Bunu Belçika gibi daha farklı örneklerde de inceleyebilir, tartışabiliriz. Ama buraya şimdilik girmeyelim.
Peki, ne olacak? Oluşturmuyorsa, 'Demokrasiden vazgeçelim' mi diyeceğiz?
Hiç bu kanıda değilim. Bir kere bir 'vade' konusu var. 'Demokrasi uygulayınca şu vadede sonuç alırız' diye bir şey söyleyemiyoruz. Her şeyin içe sinmesinin ve özümlenmesinin zamanı, vadesi söz konusu. Bir de şu soru: bu sorunun olduğu yerde demokrasi başından beri uygulandı mı? Bunun cevabı 'hayır' ise uygulanmadığı sürenin uzunluğu, bu süre içinde olanların niteliği sorunun aldığı biçimi nasıl etkiledi? Sözgelişi, üç gün önce 'dışkı yedirdiğin' adama bugün 'Gel şu işi birlikte yapalım' diyorsan, o adam sana güvenecek kıvama gelmiş midir? Seni sevmeye ve birlikte iş yapmaya hazır mıdır?
Valan-Flaman geriliminin paranoya derecesine vardığı Belçika'da bu gerilim hiç şiddetle yansımazken, Franco döneminde başlayan ETA saldırganlığının bugün de devam ediyor olmasının 'başından beri demokratik' olmakla bir bağlantısı kurulamaz mı?
Zaten asıl sorun, demokrasinin, azınlık kadar çoğunluk için de bir ihtiyaç olduğunu kavramak.