Farklı kültürlerin insanları!

Genelkurmay Başkanı'nın ağırlık noktası 'genç subaylar' olan açıklamasını</br>İngiltere'de BBC ve The Guardian yorumlamış.

Genelkurmay Başkanı'nın ağırlık noktası 'genç subaylar' olan açıklamasını
İngiltere'de BBC ve The Guardian yorumlamış. Ben de bunu Milliyet'te, 'Dış Haberler Servisi' imzasıyla verilen haberde okudum. Dış Haberler Servisi, böyle durumlarda Türkiye'de olması gerektiği gibi, İngilizlere fena halde öfkelenmiş. Çünkü İngilizler, Hilmi Özkök'ün hükümete darbe uyarısında bulunduğunu söylemiş. Haber, 'İngiltere'den Tuhaf Yorum' başlığıyla veriliyor ve içinde bu 'iddia'nın dayandığı 'kanıt ve kaynak gösterilmediği' söyleniyor. Kaynak gösterilmemesi üstüne cümleyi izleyen cümle şöyle: "Aksine haberlerden birinde orgeneral Özkök'ün 'Müdahale edecek misiniz' şeklindeki soruyu yanıtlamadığı aktarılarak, haber kendi içinde çürütüldü."
Şimdi, darbe yapmaya hazırlanan bir generalin, basın toplantısında kendisine 'Darbe yapacak mısınız?' diye sorulduğunda, herhalde sonradan yalancı çıkma korkusuyla, "Hazırlıklarımız sürmektedir. Günü geldiğinde açıklanacaktır" diye cevap vermemesine bakıp, 'İşte! İddia çürüdü!' diye bayram etmenin ne anlama geldiğini tartışmayalım. Haberin yazılabilmiş olması, aslında şu alıntıladığım cümlenin kendisinden daha ciddi bir kültür farkına dayanıyor. Bu farklılığın üstünde durmak istiyorum.
Genelkurmay Başkanı'nın açıklamalarını hepimiz -doğal olarak- dikkatle okuduk. 'Yalnız gençler değil, hepimiz kaygılıyız' dediği şeklinde yorum yapmayı tercih eden bazı gazete ve yazarlar dışında herkes gibi ben de bu açıklamaları yapan kişinin darbe fikrine uzak olduğu kanısındayım. Yalnız bu son açıklamada değil, bundan öncekilerde de Hilmi Özkök demokrasiye değer verdiğini gösteren birçok söz söyledi.
Ancak Genelkurmay Başkanı, çeşitli kesimlerde birçok beklentinin olduğu, medyanın sürekli gerilim artırdığı bir ortamda, bu toplumun en belirleyici kurumunun başındaki insan olarak konuşuyor. Bu beklentilerin mümkün olduğu kadar çoğuna, beklenti sahiplerini rahatlatacak cevaplar vermeye çalışıyor.
Yukarıda değindiğim kültürel farklılık konusu burada işin içine giriyor. Gazetelerde okuduğumuz şekilde, Genelkurmay Başkanı'na, Sedat Ergin soruyor: '28 Şubat benzeri bir süreç yaşanabilir mi?' Özkök cevap veriyor: "Bana sormuştunuz bu soruyu daha önce. O zaman 28 Şubat'ın bir sebep-sonuç ilişkisiyle ortaya çıktığını söylemiştim. Sebep ortadan kalkmazsa, sonuç da kalkmaz." 28 Şubat bir hükümetin 'normal' denebilecek bir şekilde iktidardan ayrıldığı bir olay değildi. 'Darbe'nin başka türlüsünü kendi hayatında görmemiş bir 'İngiliz', bu olayı pekâlâ bir darbe olarak tanımlayabilir. O zaman da, söylenen bu cümleden çıkacak anlam, o darbenin tekrarlanabileceğidir.
Murat Yetkin biraz daha açmaya çalışınca, Özkök "Bu konuda konuşmayı reddederim" diyor ve buna "Türkiye büyük devlet, TSK büyük kurum" cümlesini ekliyor. Bunların Cumhuriyet kuruldu kurulalı böyle olduğunu söylemek mümkündür herhalde. Ama böyle olması söz konusu 28 Şubat'tan önce üç tane çok daha vahim darbenin yapılmasına engel değildi.
Tekrar edeyim: Bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, Hilmi Özkök'ün sözlerini muhtemel bir darbenin habercisi olarak değil, bunun tam tersi yönde anladım ve yorumladım.
Ama Birleşik Krallık medyasında, o ülkenin siyasi kültürüyle dünyaya bakan biri benimkinden farklı sonuç çıkarıyorsa, 'İşin içinde olmadığı için doğru anlamamış' diyebilirim, ama 'tuhaf yorum' demeye pek hakkım yok. Hele, 'kanıt yok' diyemem. Zaten Dış Haberler Servisi haberini, 'Eğer sebep hâlâ var olmaya devam ediyorsa, sonuç da var olacaktır' cümlesiyle bitiriyor; ama bunu, 'hükümete bir darbe uyarısı' olarak anlamlandırmıyor.
Bizim bu gibi konularda deneyimlerimiz, birikimlerimiz, evrensel siyasi kültüre pek uymuyor. Uzun vadede olduğu gibi, şu anda da en önemli sorun bu. Bizim burada 'ideal demokrasi' diye anlattığımız, bir Hollandalının kulağına 'faşizm' gibi gelebilir. 'Değişmeliyiz' ya da 'Olduğumuz gibi kalmalıyız' tartışmasının altında yatan da bu.