Faşizm ve 'akıl'

İngiltere'nin falan üniversitesinin futbol takımının ya da Amerika'nın filan üniversitesinin Amerikan futbolu takımının sağcı öğrencileri, aynı üniversitenin uzun saçlı...

İngiltere'nin falan üniversitesinin futbol takımının ya da Amerika'nın filan üniversitesinin Amerikan futbolu takımının sağcı öğrencileri, aynı üniversitenin uzun saçlı, gözlüklü, solcu ve 'entel' öğrencilerini döverler... Sık sık tekrarlanan, duyulan, bilinen hikâyedir.
Dün yazıyordum, faşizmin değişmez özelliği, ırkçılıktan şundan bundan önce, 'entelektüel' düşmanlığıdır, diye. Bu, tabii, öncelikle 'entelekt'e, yani 'akla' düşman olmaktan ileri gelir.
İtalya'da Mussolini, faşizmin her alanında olduğu gibi bu alanında da öncülük yapmıştı. 'Aydın', küçümsenmesi gereken bir adamdı, onu 'aydın' yapan özelliklerin her biri de zararlı, hastalıklı şeylerdi -örneğin 'bireyselliği', kendi başına, kendi kafasıyla düşünmesi, kitlesel ayinlere katılmaması vb.
Almanya'da Nazizm, Goebbels gibi azımsanmayacak bir entelektüel yeteneği olan bir adamı kendi hizmetine almayı başarabilmişti; ama bütünüyle bakıldığında o da bayağı koyu bir biçimde anti-entelektüeldi. Faşizmin bu anti-entelektüalizmi bazan komik sonuçlar da verir. Almanya'da yoz sanatla sağlıklı sanatı ayırt etmek üzere bir resim sergisi açmıştı Naziler. 'Yoz' alanında Matisse'ten Klee'ye, Kokoschka'dan Nolde'ye, modern resmin bütün ustaları vardı. 'Sağlıklı'sında ise bugün kimsenin adını sanını bilmediği,
o zaman Nasyonal-Sosyalizm'in emrine girmiş, kaz adımıyla yürüyen gürbüz gençlik resimleri yapan birileri. 'Yoz' ressamlar sergisinde adım atacak yer kalmayıp ötekine de kimse uğramadığı için mecburen sergi kapanmıştı.
İspanya'da faşistler Lorca'yı öldürdüler. Lorca siyasi mücadelede önemli bir güç, bir önder, şu bu olduğu için mi? Hayır! Bunların hiçbiri değildi. Tanımlı bir 'solcu' bile sayılmazdı. Ama farklı ve entelektüeldi. Bu da bazı faşistlerin onu özel bir zevk alarak öldürmeleri için yeterli bir nedendi.
Faşizmin bazı özelliklerini, ta erken tarihlerde, birtakım ülkelerde hüküm süren 'devlet sosyalizmi' de devralmıştır. Rusya'da Stalin'in, Çin'de Mao'nun 'kült'lerinin, Mussolini ve Hitler tapınmasından bir farkı yoktur. İnsan beyni üzerinde kurmak istedikleri -ve büyük ölçüde kurmayı başardıkları- tahakküm de böyledir. Özellikle bu son nedenden ötürü, bu tip komünizm de anti-entelektüel olmak zorundadır. İki anlayışın bu konuda tavırları çok net bir biçimde ortaktır: akıl, varsa, partinin emrinde ve 'kolektif' olur. Bireysel akıl ya eksantrik ve zavallıdır ya da rejim düşmanı ve sakıncalı. Her halükârda varlığına hoşgörüyle bakılacak bir zımbırtı değildir, her görüldüğü yerde ezilmelidir.
Bir de, 'kitle'nin aklı vardır ve o da iyidir. Nazizm'de bu, kitle 'Alman' olduğu, komünizmde 'emekçi olduğu için iyidir. İyiliğinde, 'akla özgü' denebilecek bir ölçü olmadığı gibi, kendisi bir hayli 'akla aykırı' olabilir. Olsun, o bizim aklımızdır ve bu nedenle iyidir ve kendisine karşı koyan 'entel'lerin bireysel aklını silindir gibi ezip geçme hakkına sahiptir.
Almanya'dan, İtalya'dan vb. söz ettim. Ama şu anlattıklarım Türkiye denen bu ülkede yaşayan bizlere yabancı gelecek şeyler değil herhalde. Tersine, bir hayli aşina, 'hayatın normal akışı' içinde sayılması gereken şeyler. Görebildiğim kadar, çoğunluk, bunun böyle olmasından memnun. 'Memnun'dan öte, 'Ya değişirse?' diye ödleri kopuyor.