Faşizmin değişmez öğeleri

Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana girdiğimiz yeni dünya ve yeni ilişki biçimleri içinde, 'sağ' ve 'sol' dahil, her şeyin değiştiğini, her şeyin iç içe geçtiğini söyleyip duruyoruz.

Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana girdiğimiz yeni dünya ve yeni ilişki biçimleri içinde, 'sağ' ve 'sol' dahil, her şeyin değiştiğini, her şeyin iç içe geçtiğini söyleyip duruyoruz. Doğru. Değişen çok şey var. Ama değişmeyenler de var. Değişenler konjonktüre, değişmeyenler de 'yapı'ya ilişkin özellikler, bence.
Arada bir, bu gibi konulara değinmeye çalışıyorum. Bugün biraz 'faşizm'
üstünde durayım.
Faşizm İtalya'da çok belirgin bir ırkçı kalıba girmemişti, ama Almanya'da girdi. Almanya'dan başka birçok yerde, örneğin Türkiye'de, ırkçılık egemen oldu. Dolayısıyla çoğumuzun zihninde 'faşist' sıfatı ile 'ırkçı' sıfatı az çok özdeş hale geldi. O kadar ki, ırkçılık yapmayan bir adamın faşist de olmayacağını neredeyse otomatikman kabul eder hale geldik.
Oysa böyle bir eşitleme kurulması bence zorunlu değil. Evet, dünyanın birçok yerinde faşizm hâlâ büyük ölçüde ırkçı. 30'ların dünyasının kafatası, kan saplantılarını nihayet aşmış olabilirler, ama gene bir tür ırkçılığı sürdürüyor da olabilirler. Buna karşılık, bu eski kalıpları büsbütün terk eden, ama gene faşist olanlar da var bence.
Çünkü son analizde faşizm bir grup insanın sahip olduklarına inandıkları birtakım özelliklerden dolayı başkalarından üstün olduklarını iddia etme ve hayatı da üstünlük iddiasına dayandırma çabalarından meydana gelir. Tarihin bir aşamasında birileri kanlarının 'Aryan', kafataslarının 'brakisefal' olmasından ötürü böyle bir üstünlük iddiasında bulunuyor olabilirdi. Nitekim oldu. Şimdi, burada, 'ırk' ya da 'kafatası' gibi nesneler 'konjonktüre' ilişkindir. Çünkü bunlar tarihin verili bir aşamasında, o aşamanın kendine özgü koşullarından ötürü bir 'üstünlük işareti' sayılmıştır. Bir başka verili aşamada bu işaretler yerlerini başka şeylere bırakabilir. Ama 'üstünlük iddiası' konjonktürel değil 'yapısal'dır. Tabii, belirli bir saldırgan şiddetle, buna benzer bazı başka yapısal jestlerle bir arada.
Gelgelelim, 'entelektüel düşmanlığı' faşizmin çok daha kalıcı, bu anlamda çok daha 'yapısal' bir özelliğidir. Böyle olmasının da çok anlaşılır bir nedeni var: faşizm, son kertede, akıldışı ve yanlış bir temele oturan bir ideolojidir. İnsanlığın nesnel tarihinde faşizme bir haklılık temeli bahşeden hiçbir şey yoktur. Ancak, bu ideolojiyi benimseyen insan topluluğunun kendileri ve başkaları hakkındaki öznel bakış açıları bu ideolojiyi haklı gösterebilir.
Entelektüel ise, tanımı gereği, olguların bilgisiyle uğraşan ve bu bilgileriyle nesnellik temeli üstünde bir sistem kurmaya çalışan bir kimsedir. Dolayısıyla onun bu çabasının faşizmle çatışması veya faşizmin gelip onun nesnelliğine toslaması kaçınılmaz bir şeydir. Böyle olduğuna göre, ırka inansın, ırk inancını aşıp başka bir şeye inansın, hangi tarihi aşamada olursa olsun, faşistin entelektüelle çatışması hayatın çok daha kalıcı bir olayı, fenomenidir.
Onun için yaşadığımız günde bunun örneklerini durmadan görüyoruz. 'Entel' lakırdısını kullanmak, bu bağlamda, turnusol testi gibi bir şey. İkide birde, 'Boğaz'a karşı viskilerini yudumlayanlar' edebiyatı yapmaya düşkün olanlar da, aynı yolun yolcusu. Ama zaten çevremizde bu yolun yolcusu epey kalabalık.
Yani sağda solda 'Heil Hitler!' diye haykıran adam aramayın. İlle kafatası ölçmeleri de gerekmiyor. Bu işin bugüne göre çok daha şık yöntemleri geliştirildi. 'Her mevsime göre bir faşist' olmayı becerenler bu yöntemleri çok iyi biliyor.