Gelecek ikamesi geçmiş

12Eylül, Türkiye'de 'toplumsal değişim'in yolunu kapatan olay oldu. 'Yarın başka türlü olabiliriz ve olmalıyız' düşüncesini fiilen yasak etti.

12Eylül, Türkiye'de 'toplumsal değişim'in yolunu kapatan olay oldu. 'Yarın başka türlü olabiliriz ve olmalıyız' düşüncesini fiilen yasak etti. 'Benim dediğimden başka hiçbir şey olamazsın' dedi.
Bütün toplum için bunu yaparken, aynı zamanda Kemalist ideolojiyi de statüko ile özdeşledi. Kemalizm'in en belirgin özelliği değişimciliktir ve değişimin yönü de açık bir şekilde Batı'dır. 12 Eylül'de bunlar da değişti.
Türkiye'de Müslümanların Batı'ya karşı ve düşman olduğu söylenir. Bunun doğru payı vardır, ama 12 Eylül'den sonra Kemalizm Türkiye'nin en net biçimde Batı düşmanı ideolojisi haline getirildi. AKP'nin seçim kazanmasından bu yana, bu durum daha da açık görünüyor.
12 Eylül'ün geleceği yasak etmesinden sonra, dayanılmaz derecede sıkıcı hale gelen 'bugün'den uzaklaşılacak 'tek yön', geçmişti. Bunu, alışık olduğumuz o bayağı anlamında, 'gericilik' çağrışımlarıyla birlikte söylemiyorum. Daha 1982'de yazdığım bir yazıda Türkiye'de 'nostalji çağı'nın başlamak üzere olduğunu ileri sürmüştüm, öyle de oldu.
Bu dönüm noktasının Türkiye'ye getirdiği çeşitli yeniliklerden -veya gelişmesini hızlandırdığı eğilimlerden- bir tanesi, İslam'ın ve çok zaman siyasileşmiş İslam'ın gençlik arasında yayılması oldu. Tuhaf bir 'genetik' ilişkidir bu: 'ata' ile 'evlat' arasında hiçbir muhabbet bulunmayan bir ebeveynlik durumu. Ama tarihte böyle şeyler sık sık olur; 'toplum mühendisliği' girişimleri artınca, bu gibi sürprizli sonuçlar da çoğalır.
12 Eylül'ün insanlara, 'işte böyle olacaksınız' diye sunduğu statüko, gerçekten, tahammül edilir bir şey değildi. Bir kere, statüko suç doluydu: Yüz binlerce insanın cezaevlerinden, hemen hemen hepsinin ağır işkencelerden geçirilmesi üstüne oturan bir rejim! Muhalif düşüncenin, üstelik çok zaman yasaklanmasına da gerek kalmadan etkili bir biçimde susturulduğu bir rejim! Uzun uzun anlatmaya, hatırlatmaya gerek yok o karanlık, uğursuz günleri. Statüko buydu ve 'Bunun parçası olacaksınız!' deniyordu. 'Suç ortağı olacaksınız' demenin değişik kelimelerle ifade edilmiş biçimi.
Statükonun dışına çıkabilecek yollar da, gene uzun boylu yasaklanmasına gerek kalmadan, büyük ölçüde kapanmıştı.
Muhalif ve aykırı bir yerde durmanın, bir zamanlar oldukça çekici bir merkezi olan komünizm, bu çekicilik özelliğini kaybetmişti.
Solun öbür kolunu, sosyal-demokrasiyi düşünün.
O tarihlerde bu kavram şimdiki perişanlığına düşmemişti. Ama Türkiye'de bu kavram zaten hiçbir zaman 'statüko'dan uzak bir yerde durmamıştı.
Dünyanın her yerinde solun 'gelecekçi', 'fütürist' bir havası vardır. Radikalleştikçe, fütürizmin dozu artar. Bugünden çok iyi tanımlayamadığınız bir insan kimliğini kurmak üzere yola çıkma riskini göze almak demektir, solculuk. 'Bugün'le barışık olmayanlar bu yolculuğa çıkma cesaretini gösterebilirler.
80'lerde Türkiye'de statüko, yarının farklı olma ihtimalini de boğazlamıştı. Ama 'farklı yarın' diye yola çıkanlar da, bu gidişle farklı bir yere varılmayacağını kanıtlamışlardı. Farklı olabilecek, statükoya bulaşmadan durulabilecek tek yer, aslında gelecek kadar 'muhayyel' olan bir geçmişti -yaşanmış değil, yaşanamamış geçmiş. Yani, daha önceki 12 Eylül'ler tarafından yasaklanmış ve üzerine yürümesi, yaşanması engellenmiş, 'olmayan' geçmiş... 'O eski 12 Eylül'ler olmasaydı şimdi nasıl olurduk' merakı ve arayışı, belki.
Bu özelliklerinden ötürü, dediğim o alışılmış, bayağı anlamlarıyla bir 'gericilik' filan değildi bu. Zaten öyle olsa, statüko onunla uzlaşmanın yollarını daha kolay bulurdu. Yıllardan beri, her türlü muhafazakârlıkla uyuşmanın, onu kendine benzetmenin yöntemlerini öğrenmiş ve geliştirmişti.
Evet, 'gerici' filan değildi bu yeni 'İslamcılık' biçimi ve toplumun kendi ayak bastığı bölgesi üzerinde etkileri de öyle olmadı. Tersine, değişim ve dönüşüm getirdi. Geleneksel algılama ve düşünme tarzlarına meydan okudu. Bunlar hâlâ da devam ediyordu.
Türkiye, büyük ölçüde, 'statüko'suyla yoluna devam ediyor: 'Toplumsal değişim'in suç olarak algılandığı ideolojisiyle.