Gene jeopolitik

Avrupa Birliği'nin ortaya çıkışını bütün Avrupa'yı saran demiryollarının yarattığı yakınlaşmaya ya da çok daha sınırlı ve özgül bir kapsamda Fransa ile Almanya'nın kömür anlaşmasına bağlayabilirsiniz.

Avrupa Birliği'nin ortaya çıkışını bütün Avrupa'yı saran demiryollarının yarattığı yakınlaşmaya ya da çok daha sınırlı ve özgül bir kapsamda Fransa ile Almanya'nın kömür anlaşmasına bağlayabilirsiniz. 1957'deki Roma Antlaşması'nı veya çok daha eski bir antlaşma istiyorsanız Westphalia'yı başlangıç noktası sayabilirsiniz. Ama iki dünya savaşının sonunda varılmış 'Artık birbirimizle savaşmayalım' ruh hali, bu birliğin gerçekleşmesinde reddedilemeyecek bir rol oynamıştır.
Türkiye'nin özellikle Yunanistan'la gerginlik yaşadığı durumlarda 'casus belli' ünlemiyle ayağa dikilmesinin, bu ruh halini içeren bir siyasi-ekonomik-kültürel birlikte ne kadar aykırı kaçtığına bundan önce de birkaç kere değinmiştim.
Ama şimdi işi, Avrupa'nın Yunanistan için bizimle savaşıp savaşmayacağı konusunda spekülasyon yapmaya kadar vardırdık. Genelkurmay Başkanı'nın bu sözleri söylediği mülakatı yapan Mehmet Ali Kışlalı, bir süre önce, Türkiye AGSP çevresinde sorun çıkardığında, böyle bir ihtimale işaret eden yazılar yazmıştı.
Yüzde 70'i geçen bir iradeyle katılmak istediğimiz AB ile böyle bir 'savaş ihtimali'ni ortaya atmanın ne kadar dâhiyane bir şey olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Ama şimdi bugün Genelkurmay Başkanı da bu ihtimali ciddi ciddi düşündüğünü açıkladı.
İlk paragrafta söylediğim gibi, Avrupa Birliği, güçlü bir barış özlemi üstüne, en azından güçlü bir 'Birbirimizle savaşmayalım' iradesi üstüne kurulan bir birlik. Türkiye'nin bu birliğe katılma veya katılmama kararının verilmesinde, bu ülkede verilecek her kararda olduğu gibi, başka herkesten birkaç kat söz hakkı olan kurum ise, Silahlı Kuvvetler, yani savaşmak üzere kurulmuş bir örgüt.
Bu örgüt, Türkiye'nin yalnız Avrupa ile değil, dünyada kimse ile ortak gözle göremediği Kıbrıs konusunda, kendi tanımladığı jeopolitik dışında herhangi bir yaklaşım geliştiremiyor. Genelkumay Başkanı da bu mülakatta aynı şeyleri söylüyor. Tuhaf bir şekilde, Cebelitarık'tan Hindistan ve Singapur'a bir çizgi çizmekte, İngiltere'nin İkinci Savaş sonuna kadar geçerli jeopolitiğine değinmiş oluyor. Bizim de Hindistan veya Cebelitarık'a gitmeye niyetimiz olup olmadığını ben bilemem tabii. Varsa da çok şaşmam.
Genelkurmay Başkanı, Kıbrıs'ta 'konuşlanacak' bir 'hava gücü'nün Türkiye için tehlikeli olacağını söylüyor.
Sorun, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne bir bütün olarak katılması... Yani, bu tehlikeyi, Avrupa Birliği yaratacak. Genelkurmay Başkanı'nın, 'Yunanistan için bizimle savaşı göze alamaz' dediği Avrupa Birliği...
Ama Genelkurmay Başkanı kendisi de söylenmemesi imkânsız itirazın farkında olduğu için, 'Türkiye, AB'ye katılınca bunlar ortadan kalkar deniyor' demiş.
Sonra da bu itiraza cevap vermiş:
"Biz çok daha uzun vadeli düşünmek zorundayız. Vizyonumuz derindir. Coğrafya olarak baktığımızda, oraya konan bir hava gücü Türkiye'yi çok büyük açıdan tehdit eder."
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma kararının üç-beş yıllık bir karar olması söz konusu değil; Avrupa Birliği projesinin kendisi de öyle 10-20 yıllık bir proje değil. Sonu gelmesi düşünülmemiş projelerden söz ediyoruz, 'uzun vade'yse uzun vade.
Ama Genelkurmay'ın vizyonu derinmiş ve daha da uzun vadeli bakıyormuş. Herhalde Avrupa Birliği'nin dağıldığı ve Kıbrıs'ta birilerinin hava gücü konuşlandırarak bizi tehdit ettiği bir 'uzun vade'yi düşünüyorlar. İnsan bu kadar azimle düşünürse, bunları ve daha neleri de hayal edebilir elbette. Böyle bir geleceği oturup makul bir şekilde tartışmanın da bir imkânı yok.
'Ya öyle olursa'dan daha 'bilimsel' bir önermesi yok, derin vizyonlu tarafın. Ama buna karşı söylenecek söz de, ne kadar 'olgusal' olabilir ki. Böyle bir spekülasyonun içine olgu karışamaz.
Savaşmak üzere kurulmuş bir örgüt, bütün enerjisini, nerede, ne zaman, nasıl savaş çıkacağı ihtimallerini ve bunlara karşı nasıl tedbir alacağını düşünmeye hasredebilir. Ama bir toplumun toplum kaderi savaş spekülasyonlarının keyfine bırakılamaz.
Bundan önce de bu 'Kıbrıs jeopolitiği' tartışıldığında bir soru sormuş ve cevap almamıştım. Bunu gene soruyorum: Türkiye, bugün bu tartışmaya yol açan 1974 çıkarmasını yaptığında oraya jeopolitik gerekçelerle gittiğini açıklamış mıydı? O niyetle gitmiş de bunu gizli mi tutmuştu? Yoksa başka niyetle gidip, gidince de bunu mu akıl etmişti.
AB veya ABD veya herhangi biriyle müzakerede, 'Kıbrıs'tan çıkamayız, çünkü jeopolitik...' argümanı nasıl karşılanıyor?