Gene rakıdan...

Bu yazının yayımlandığı sırada ben Türkiye'de değil, İspanya'da olacağım. Hatırlarsınız, Madrid'de, geçen yıl, Atocha Garı'nda bombalar patlamış ve çok sayıda insan ölmüştü.

Bu yazının yayımlandığı sırada ben Türkiye'de değil, İspanya'da olacağım. Hatırlarsınız, Madrid'de, geçen yıl, Atocha Garı'nda bombalar patlamış ve çok sayıda insan ölmüştü. Bunun yıldönümünde uluslararası terör konusunda bir seminer yapılıyor. Oradayken, orada olanlar hakkında yazılarımı yazmaya çalışacağım ama yurtdışında insan her şeyi kontrol altında tutamıyor, aksamalar da olabilir.
Ama gitmeden önce, geçen gün değindiğim şu 'öldürücü rakı' konusunda bir şeyler daha söylemek istiyorum.
Söylemek istediğim de şu: insan nasıl kendi bir şeyler kazanmak üzere birilerini öldürmeye bu kadar aldırışsız olabilir?
Soruyu bu genellikle sorunca, 'Yahu, yeni mi haberin oldu?' diyebilirsiniz. Kendi kazanmak üzere başkalarını öldüren haydutlar, çeteler, yolkesenler, daha bilmemneler, tarih boyunca yok muydu? En eski zamanlardan beri böyle bir şey yok muydu?
Evet, vardı. Ama o eski zamanlarda insanların zihninde bambaşka değerler, bambaşka düşünceler bulunuyordu. 'Yolkesenlik' bir hayat tarzı... 'Kaçak içki yapmak' tam da aynı şey değil. Birinde, her şeye rağmen, kendini ortaya atıyorsun, sana itiraz edenle veya edenlerle dövüşmeye hazırsın. Pek fazla 'romantize etme'ye gelmez, ama Cemal Süreya'nın dediği gibi, fişekliklerini çapraz asan eşkıya, her zaman, jandarmadan daha sevimli.
Zehirli rakı yapıp bunu satan adam çok başka bir insan tipi.
O adamın kariyerinin 'zehirli rakı' yapmak olması aslında bir rastlantı. O adam öncelikle 'para yapmak' üzere yola çıkmış ve bu hedefe varmak için öyle bir rakıyı yapıyor. Babası zengin bir adam olsa ve ona iyi para getiren bir iş bıraksa, bunu yapmazdı. Gittiği okullarda başarılı bir grafik çizmiş ve mezun olduktan sonra, diyelim ki, iyi bir işe girip orada yükselmiş, bir 'executive' ya da bir 'CEO' olmuş olsa, muhtemelen, gene böyle bir şey yapmazdı.
Ama Türkiye'de insanların 'zengin olma' tutkusu ta ne zamandır 'start' işaretini almış durumda. 'welfare society'den 'consumer society'ye geçişin burada hiç olmadığını çeşitli kereler yazmıştım. Bu ülkede, zengin olmayı en fazla isteyenler, bunun için ellerinden gelen her şeyi yapmaya hazır olanlar, gelir bölüşümünün en alt basamaklarında olanlar. Bir insana dünyaya biraz insani bir biçimde bakma imkânını bir ölçüde (sadece 'bir ölçüde') veren 'eğitim'den en fazla yoksun olanlar.
Bu adamların 'zengin olma' tutkusunu durdurabilecek hiçbir şey yok. Türkiye'de kapitalizmin dinamizmini de böyle adamlar sağlıyor. Bunlar dünyanın her tarafında vardır, ama başka yapılar tarafından bir çeşit 'zapturapt' altına alınır. Türkiye'de alınamıyor.
Onun için adam yaptığı o zehirli, öldürücü rakıyı satacaktır. Geçenlerde bunlardan biri, 'Zehirli olduğunu anladım.. piyasaya vermeyin dedim.. ama dinletemedim' mealinde bir açıklamada bulundu. Dinletemez. 'Satın' emrini veren ille de adam öldürmeyi düşünmüyordur, ama yaptığı işin 'maliyet'i vardır, birileri ölecek diye bundan vazgeçemez. 'Satın' der.
'Birey' ve 'toplum'. Bu gibi toplumsal ahlak konularının yaşandığı bir yerde 'birey' ve 'toplum' arasında öyle çok uzun boylu farklılık olmaz. Yani, toplumun 'seçkin'lerinin önerdiği ahlakla kitlenin günübirlik yerine getirdiği ahlak arasında derin uçurumlar yoktur. Siz topluma, her gün, 'Biz biz olduğumuz için iyiyiz, doğruyuz, her şey bizim hakkımızdır' mesajını veriyorsanız, toplumun çeşitli bireyleri bunu 'milli' değil, 'bireysel' mesaj olarak algılar ve kabul ederler. Ahlakın, nesnelliğin, adaletin, doğruluğun ölçütlerini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bunları herhangi bir 'bencillik' adına çiğnediğinizde, sizin bu işi yapmak için kendi davranışınızı 'mazur' gördüğünüz yerin çok uzaklarında, insanlar metil alkollü rakı üretip birbirlerini öldüreceklerdir.