Gönüllü 'üçüncü'

Türkiye'nin bir 'Üçüncü Dünya' ülkesi olarak kalmasından endişe etmek, yersiz bir davranış değil.

Türkiye'nin bir 'Üçüncü Dünya' ülkesi olarak kalmasından endişe etmek, yersiz bir davranış değil. Pek çok alanda, pek çok eylemiyle, Türkiye böyle kalmak üzere sanki güçlü bir irade sergiliyor. Şu içinde bulunduğumuz evrede, oraya doğru ilerliyoruz zaten. Hem yalnız oraya doğru
'sürüklenmiyoruz'; kendimiz 'adım atıyoruz' oraya doğru.
Ama bunun panzehiri malum 'koalisyon'a katılıp Irak çöllerinde 'Rambo'luk yapmak değil -o 'Rambo'luk zaten 'Üçüncü Dünyalı'lıkla pek güzel sarmaş dolaş olabilen bir özellik.
Üçüncü Dünyalı bir ülke olmaktan çıkmak için önce son derece Üçüncü Dünyalı kalan ve son yıllarda oralarda bile geçerli olmaktan çıkan 'Türk milliyetçiliği' konusunda bir şeyler yapmak gerek.
Bu 'milliyetçilik' tipi, Türkiye'yi dünyadan koparmak üzere zaten elinden geleni yapıyor. Bütün Avrupa'yı 'emperyalist' ilan etmiş, Türkiye'nin oraya girmesinin felaket olacağına inanmış bir milliyetçilik biçimi bu. İşte, emekli general Suat İlhan, Avrupa'ya yaklaşmanın Atatürk milliyetçiliğini terk etmek demek olacağını yazıp duruyor. Eski Harp Akademileri Komutanı aynı şeyi söylüyordu; MGK'nın içinden biri de Rusya ile İran'dan ve Avrasya'dan söz etmişti. Bütün bu zevat, Kıbrıs'ın
'jeopolitik' önemi üstünde ittifak ediyor. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin tavrı bu olacaksa, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin dünyada yeri neresi olacak? Emekli olmuş ya da olmamış bütün bu generaller -'Gider, Kıbrıs'ta eylem yaparım' diye mülakat verenler- Türkiye'ye Birinci Dünya'da mı yer buluyorlar?
Ama yalnız Kıbrıs değil tabii bu toplumu Üçüncü Dünya'ya bağlayan. Kendi azınlıklarıyla kurduğu ilişki Birinci Dünya'ya benziyor mu? Belçika'yı, İspanya'yı andırıyor mu burada olanlar? Ayrıca, eskaza biri ağzını açıp o çeşit modellerden söz etse malum koro hemen lafın, ağzını tıkar. Gerekçe, 'Öyle çözümler burada geçmez' gerekçesidir. Yani, 'burası' neresi? Üçüncü Dünya değil mi?
Yıllarca gene aynı 'burası' gerekçesiyle solun bütününe karşı akıl almaz bir politika yürüttüler. Gene o aynı 'jeopolitik' gereği, Türkiye'de sosyalizm olamıyordu. Kontrgerillada odama gelen albay, 'Avusturya'da filan olur, ama burada olmaz' diyordu (Avusturya'nın jeopolitiğini de bilmediği için). Nereye koymuştu Türkiye'yi? Dünyaların birincisine mi?
Eğitim sistemimiz bizi Üçüncü Dünya'dan başka bir yere taşımaya yeterli mi? Hani öyle bir yerlere doğru yola çıkacak olsak, yolda 'yabancı lisan' lazım olur. Eğitim sistemimiz, en başta, bunu veriyor mu?
Onu vermiyor. Peki, ne veriyor? Ortaöğrenimde görülen bütün derslerin adında 'Milli' yazıyor. Milliyetçi Cephe hükümetlerinden yadigâr kalmış bir anlayış.
Dünya hakkında hiçbir şey öğretilmiyor. Peki, Türkiye hakkında öğretiliyor mu? Hayır. Bu Üçüncü Dünyalı milliyetçiliğin kendi hakkında uygun gördüğü resmi -yani gerçekdışı- ideoloji ne gerektiriyorsa o -'öğretilmiyor'- belletiliyor. Yöntem de tamamen Üçüncü Dünya: ezber!
Bu dünyanın dışına çıkmak zaten bir tür 'manevi suç'. Adamın biri rüyasında 'liberal' olmuş, arkadaşı da geçen gün yazıyordu: Avrupa'nın, Amerika'nın önde gelenleriyle senli benli olmuş, bu 'liberal ihanete' gireli; medeni dünya onu bağrına basıyormuş. Yani Batılı arkadaşların varsa, Batılılarla değerlerin tutuyorsa, kavga etmeden konuşabiliyorsan, nasıl bir hain olduğun belli.
Medya bu değerleri aynen böyle benimsemiş, buraları her gün sesinin son avazında bağıran kişilerle dolu.
Bu medya mı, Üçüncü Dünya'dan başka bir yere giden bir yol gösterecek topluma?
Saymakla bitmez daha nice bağ, Türkiye'yi Üçüncü Dünya'ya bağlıyor. Bunların karşısında bir şey yapma. Daha doğrusu, bunları alkışla, alkışlayamadığın zaman da sus. Sonra savaş çıkınca bir 'Üçüncü Dünya telaşı'na kapıl. Savaş istemeyenlere 'Üçüncü Dünyacı!' diye bağır! Pes, yani.